15 Haziran 2019 Cumartesi

Seramik, blog, blogger ve Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Seramik sever blog yazarının cenneti Anadolu Medeniyetleri Müzesi


Anadolu Medeniyetleri Müzesi Boğazköy Boğaları
İstanbul'dan Ankara'ya iş ziyaretine giderken; uçak bileti bulamadım; YHT bileti de yok; mecburen otobüsle Ankaradayım. Kızılay'da kahvaltıdan sonra Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nin tekrar görme isteğim geldi. Çünkü görüşmem öğleden sonra saat 2'de. Belki 50'nin üzerinde kez Anadolu Medeniyeleri Müzesi'ni ziyaret ettim. Hatta sosyal faaliyetler kapsamında çalıştığım şirketteki arkadaşlarımla da müzeyi grup olarak ziyaret etmiştim. Hey yıllar!

17 Mayıs 2019 Cuma

Kanlı Kilise, Meryem Ana Kilisesi'nin tuhaf tarihi

Moğol Kilisesi, Kanlı Kilise, Meryem Ana Kilisesini'nin banisi
İstanbul'da gezerken eğer dünyaya farklı bir şekilde bakmayı bilirseniz sizi etkileyen binlerce şey dikkatinizi çeker. Ben de bir gün Fener'de gezerken Kanlı Kilise'yi görünce çok şaşırdım. Ne farklı bir eser diye düşünmüştüm.

Neden kanlı kilise! Kim öldürülmüş! Bu kilisede nasıl bir vahşet gerçekleşmiş olabilir? Diye düşündüm ama biraz araştırınca Kanlı Kilise'nin tuhaf bir tarihi olfuğunu öğrendim. Moğol Kilisesi olarak da bilinen Fener Rum Lisesi gibi kırmızı tuğlalarından Kanlı Kilise ismini almış! Aslında kilisenin bulunduğu bu tepe üzerinde başka kiliseler varmış ama zamanla yangınlarda yok olmuş.

Bizans İmparatoru VIII. Mihail Paleogolos kızı Maria'yı dönemin kudretlileri olan moğollara gelin olarak Asya'ya gönderir. Zavallı Maria diplomatik bir kurbandır. Az gider uz gider savaş, kış, kuşatma derken Moğol Hanı Hülagü ölür. Hülagü'nün ölümünün ardından maksat gerçekleşsin diye Hülagü Han'ın 30 yaşındaki oğlu Abaka Han ile evlenmek üzere iken Maria Constantinapol'ü çok özler ve geri döner. Gençken rahibe olmak istemiştir. Ve tüm servetini Fener'deki bu tepenin etrafındaki bağ, bahçe, tarla ne varsa satın alarak buraya bir kiliseye yaptırır. Maria Paleogina rahibe gibi yaşar ve kiliseyi Meryem Ana'ya ithaf eder. İşte kilise prenses Maria'nın Moğolistan maceralarına atfen Moğol Kilisesi olarak anılır.

İstanbul'un fethinin ardından Fatih Sultan Mehmet'in fermanı ile Moğol Kilisesi, kilise olarak hizmet etmeye aralıksız devam eden tek mabettir. Oğul Sultan II. Beyazıt da bir fermanla kilisenin ortodoks toplumuna hizmet etmesi için izin verir. Kanlı Kilise'ye tuğlaları nedeniyle kanlı kilise denmesini hala tuhaf buluyorum. Bence Hanlı Kilise demek daha doğru olurdu! Pagan Moğol'un kiliseyle ne işi olabilir ki!

16 Nisan 2019 Salı

İstanbul taksilerine oltalama gelsin!


İstanbul taksilerine phishing çalışması

Örnek Taksici Hakan Kanat'la övünç duyuyoruz

İstanbul bir çok yönü ile insanı çeliden çıkarmasına rağmen yine de dünyanın en güzel şehirlerinden biri olmaya devam ediyor. Hatta bize rağmen devam ediyor. İstanbul ne yazık ki dünya turizm pastasından hak ettiği değeri alamıyor. Alması için elimizden geleni yapmamız lazım.

Ülkemizin ve şehrimizin tanıtımı için tonlarca para döküyoruz ama hava alanına gelen turisti dolandıran bir taksici yüzünden tüm emekler çöpe gidiyor. AVM'den alışveriş yapmış turisti çarpan çakal sürüleri yüzünden ülkenin itibarı eriyor! Tüm taksiciler böyle mi hayır! Ama bir tane çürük elma yüzünden tüm sepet çürüyor. Yılda bir kez bile dolandırıcı taksiciye çatsak olay tamamdır.

İstanbul'u yazan bir blog yazarı, blogger olarak Emniyet Genel Müdürlüğümüze bir öneri sunmak istiyorum. Taksicilere fişing (phishing) uygulaması yani oltalama çalışması yapılsın. Phishing (oltalama) illa siber güvenlik çalışmalarında yapılacak diye bir kural yok ki! Bu güzel imkanı ülkemizin, güzel İstanbul'umuzun lehine uygulayabiliriz. Turist gibi davranan bir emniyet görevlisi çanta unutsun, parası bol turisti oynasın bakalım ne yapacak taksici, sınavı çakanların derhal taksi kullanım yetkisi iptal edilsin. O taksi bağlansın 3 ay taksiye çıkamasın ki taksi sahibi de sürücü ararken dikkatli davransın! Taksici meslek örgütleri ve polis teşkilatımız el ele versin bu mesleğin hak ettiği değeri alması için çürük elmaları temizlesin!

Bu oltalama olayı süsrekli polis değiştirilerek uygulansın ki ülkemizin adını kötüye çıkaran kişiler taksici camiası içinden silinsin. Taksiciler kızıyor, taksici yakınları yorum yapıyorlar takmışsın taksilere diye ama ben olması gerekeni yazıyorum. Bakın şimdi güzel bir örneği paylaşıyorum. İstanbul Havalimanı'nda takside 30.000 Euro dolu çantasını unutan turiste çantasını iade eden bir insan evladı da var! Taksi sürücülüğü yaparak emeğiyle geçinen, helal para kazanan taksici esnafı Hakan Kanat'ı tebrik ediyorum.

Taksici Hakan Kanat'ın yaptığı bir lütuf, bir ihsan değil, olması gereken! Ama o kadar özlüyoruz böyle hareketleri ki bize olağan gelmiyor! Buradan İçişleri Bakanlığımıza ve Emniyet Genel Müdürlüğümüz'e taksilere oltalama çalışması yapılması önerimi sunuyorum. Takdir kendilerinindir. AVM önlerinde Türk müşteri almayan, turist çarpmak için bekleyen çakal sürülerine de aynı oltalama yapılmalı ki bu pislikler toplumdan ayıklasın! Olağanüstü trafik koşullarında direksiyon başında emeği ile aile geçindiren taksi sürücülerimiz bu insanlar yüzünden zan altında kalmasın!

18 Mart 2019 Pazartesi

Pangaltı semti hayırsız bir kocanın mirasıdır


 Pangaltı semtinin adı nereden geliyor?


Pangaltı semti tarihi fotoğraf /SALT
Cumhuriyetin ilanından sonra devlet yetkilileri Avrupa meydanlarındakine benzer bir Cumhuriyet anıtını Taksime yaptırmak isterler. 1 Aralık 1926 günü karar alınıp çalışmalara başlanır. Milli Mücadelenin yaraları yeni sarılmaya başlanmıştır. O nedenle burada yaptırılacak anıtın parası devlet bütçesinden değil şirketlerden, bankalardan, halktan ve diğer kuruluşlardan toplanmıştır. Şimdi size heykeli mi anlatacağım? Hayır, Pangaltı semtinin kuruluş hikayesini anlatacağım!

Hayırsız koca Sinyor Pancaldi  ve  Pancaldi dutluğu


Sırtınızı verin Taksim Cumhuriyet Anıtı'na geniş bulvardan ilerleyin, yolun sol tarafında Ermeni ve Rum mezarlıkları, Surp Agop Hastanesi derken Pangaltı’ya geleceksiniz. Kısaca Şişli'de Harbiye ve Osman Bey semtlerinin karşısındadır. Pangaltı semti adını Bologna kökenli bir hancı olan Jean-Baptiste Pancaldi’den almıştır. Bu sakin bölgeye yerleşmiş olan İtalyan o zaman dutlu olan Pangaltı’da ve hanına uğrayan avcılar ile doğa meraklıları sayesinde para kazanmaktaymış. Sinyor Pancaldi aslen Bolonyalı bir katoliktir. Bolonya bölgesinde çok yaygın olarak kullanılan Pancaldi soyadını taşır. Pancaldi 1840'ların başında karısı Rosa Zaghi'yi Roma'da bırakıp İstanbul'a yerleşir ve yukarıda bahşettiğimiz, otel birahane karışımı yerleri işletmeye açar. Eşinden kaçtığı bir dedikodudur ki hiç oralara girmeyelim. 1913 yılında Pangaltı gayrı-müslim semtiydi. Nüfusunun %27 si Levantenler, %19'u Rumlar, %49'u Ermeniler % 5'i "öteki" lerden oluşuyormuş.

Semt kalabalık olsa da insanı rahatsız etmeyen görgülü bir kalabalığa sahiptir. Son yıllarda değiştiğini söyleseler de inanın, inanasım gelmiyor.


19 Ocak 2019 Cumartesi

Zıvanadan çıkmak deyiminin hikayesi

Zıvanadan çıkmak deyiminin kökeni nereden geliyor?


Zaman zaman hepimizi sinirlendiren  şeyler vardır. Bu halimizi “zıvanadan çıkmak” deyimi ile ifade ederiz. Mesela İstanbul’un çarpık yapılaşma ve ulaşamama sorunu beni zıvanadan çıkarır. Çünkü kent bilinci yeterince gelişmemiş insanlar tarafından yönetiliyoruz bu politik bir eleştiri de değil! Hepimizin tepesini attıran durumlar olmuştur. Bunlar gayet normal çünkü neticede insanız. Öfkemizi kontrol ettiğimiz sürece iyi insanız, güzel insanız kültürlü insanız ama taşkınlık hallerimiz de içimizdeki hayvanın ta kendisidir. 

Bu blog yazımda "zıvanadan çıkmak" deyiminin ne anlama geldiğini anlatacağım.
Bir pazar günü tüm uyuşukluğum üzerimde o kanepe senin bu sofa benim şu program senin tembellik ediyordum. Televizyon açık, önümde kitap, bir yanımda telefon, bazen okuyor, bazen sosyal medya hesaplarıma bakıyor, zaman zaman da televizyon seyrediyordum tam bir hümanoidim, aynı anda birçok şeyi yapabiliyorum yani!

13 Ocak 2019 Pazar

Saint Esprit Katolik Katedrali ve yeraltı mezarlığı

Chedrale Saint Esprit - İstanbul Kutsal Ruh Katedrali


Hoyratça içine ettiğimiz İstanbul!
İstanbul benim için evrenin en büyük mucizelerinden biridir. Sürprizler, yüksek olasılıklar şehridir. Ama şehri o hale getirdik ki şehir kocaman bir çöp yığınına döndü. Mecidiyeköy’e her geldiğimde gayrimüslim vatandaşlarımızın İstanbul’da oluşuna müteşekkir olurum. Çünkü onların mezarlığı olmasa Mecidiyeköy denen heyulada ağaç görmek mümkün değil.
Betondan kazıklar diken dikene!

 Betondan insan mezarlığı İstanbul


İstanbul’un kendisi kocaman bir insan mezarlığı haline gelmeye başladı. İstanbul insanları mutsuz ediyor. Ulaşım ve mimari sorunlar başta olmak üzere şehir boğucu sanat fakirliğinin de merkezi haline geldi. Hiç biliyor muydunuz Harbiye’de bir yeraltı mezarlığı var? Peki nerede Blogger Bolat dediğini duyar gibiyim? 

Saint Esprit Katolik Kilisesi, diğer adıyla İstanbul Kutsal Ruh Katedrali Harbiye Cumhuriyet Caddesi üzerinde Notre Dame de Sion Lisesi’nin arkasındadır. Birçok insan Dame de Sion’u da bilmeyebilir. Onuda şöyle tarif edelim Harbiye’deki TRT binasının tam karşıdır. Saint Esprit Katolik Kilisesi İstanbul'da Papa'nın temsilcisi olarak İstanbul’da bulunan Monsenyör Hillereau tarafından ünlü mimar Gaspard Fossati'ye yaptırılmıştır, kilise 1846'da ibadete açılmıştır. Bu katedral aslında İstanbul'da yaşayan katolikler için en önemli mabettir.

1 Ocak 2019 Salı

Turkiye’nin UNESCO Kültürel Miras Hazinesi

"Zaman akıp gidiyor dur demek olmaz"

Zaman ne çabuk geçiyor değil mi? İnsanların birbirlerini daha iyi tanımasının yolu ortak değerlerden oluşan kültürel  ve doğal mirasın korunmasından geçer. Bu mirasın geleceğe aktarılmasında turizm önemli bir yer tutuyor. İstanbul'u düşünün sadece bizim için mi önemli. Hayır insanlığın ortak geleceği için önemli bir şehir. Fakat ne yazık ki beton ve çirkin yapılarla örüldü! Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO, 1972’de “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşmesi”ni kabul ederek, tüm dünya uluslarının sahip oldukları kültürel ve doğal varlıkların, uluslararası bir platformda korunması ve gelecek nesillere aktarılması için tarihi bir adım atmıştır. Türkiye medeniyetlerin beşiği ve bu medeniyetlerden kalan kültür mirası ile eşsiz güzelliklerle doludur. Türkiye'de koruma altına alınan kültür ve doğa varlığı sayısı, Şanlıurfa'daki Göbeklitepe arkeolojik alanının UNESCO Dünya Miras Listesi'ne girmesiyle birlikte toplamda 18 değerli kültür ve doğa varlığına sahip olmuştur. İşte Türkiye’nin UNESCO Dünya Miras Listesi'ne girmiş birbirinden değerli kültürel ve doğal mirası listesi. Umarım bu mirasın hepsini gezme imkanınız olur.

Yeryüzünün en kadim şehri İstanbul

22 Aralık 2018 Cumartesi

Beyoğlu Pala şair Mustafa Yağcı'yı unutmamalı!

Beyoğlu'nun gülü Pala Şair Mustafa Yağcı


Pala Şair Mustafa Yağcı'nın Balmumu Heykeli /YKKY
"Dağ başına kış gelir, insan başına iş gelir" derdi Pala Şair Mustafa Yağcı! O nedenle kimin başına iş gelse Pala Mustafa Yağcı'yı hatırlarım. Geçen bir seramik sergisi için uğradığım Beyoğlu'nda gözlerim Pala Şair olarak bilinen Tokatlı Mustafa Yağcı'yı aradı yine. Her halde o güzel insanı milyonlarca insan tanıyor ve maalesef bazıları ona meczup gözüyle bakıyordu.

Çünkü Pala görkemli bıyığı, çeketine paltosuna taktığı yüzlerce rozetiyle Beyoğlu'nun gülüydü. Yakısında, şapkasında sarı kırmızı güller olurdu. O kadar ünlü, o kadar meşhur onun önden geldi geçti de bir fotoğraf çektirip onunla tanışmayı çok gördüler. Ama bu ünlülerin hiç biri Pala Şair Mustafa Yağcı kadar ünlü olup ünlü kalamayacaklar! Beyoğlu Belediye Başkanı bu insanla bir gün kimsin sen, naparsın, nedir bu hal, derdin nedir, ne anlatmak istiyorsun diye sormuş mudur? Emin değilim!

9 Aralık 2018 Pazar

İstanbul'dan Balıkesir izlenimlerim

Balıkesir'i geç tanıdığıma pişman oldum!


Balıkesir'in Karakoncolosları Tülü Tabak / Murat Sözver
İnsanın bazı pişmanlıkları olur. Benim de en büyük pişmanlıklarımdan biri de henüz tüm illerimizi gezememiş olmamdır. Oysa her ilimiz bambaşka güzelliklere sahip. Geçenlerde bir iş gezisi nedeniyle Balıkesir'e gittim. Ve onu 44 yıl sonra tanıdığıma çok üzüldüm, utandım. Balıkesir'in bir yanı Marmara diğer yanı Ege. Bereketli ovası, temiz havasıyla yaşanacak şehirlerden biri olarak gördüm.



25 Kasım 2018 Pazar

İstanbul taksileri turizmin kabusu oldu!

İstanbul'un Taksici Sorunları

İstanbul'un Taksi Sorunları


İstanbul'un en önemli sorunlarından birini taksiler oluşturuyor. Tüm taksicileri kastetmesek de ne yazık ki taksicilik yozlaşmış bir meslektir! Her önüne gelenin, her koltuğa oturanın "taksici" olduğu İstanbul'da tehlike çanları çalıyor.

Taksicilik mesleğinde yapılan en önemli hata nedir?


Tekstilden para kazanan taksiye para yatırıyor. İnşaattan para kazanan taksiye para yatırıyor, uğursuz işlerden para kazanan taksiye para yatırıyor. Dolayısı ile burası bir rant alanı olmuş, bir tür monopol! Darbe döneminden buyana bu taksi olayına el atan yok! Araçlar pis kokuyor, bu taksilere çoluğunu çocuğunu emanet edebilir misin emin değilim! Kurallara uyanı mumla arıyoruz! En büyük sorun taksi plakası alanların taksiciliği bir meslek olarak görmemesi, bir yatırım aracı bir rant kapısı gibi algılamasıdır.

26 Ekim 2018 Cuma

Baksı Müzesi blogger Bolat Bayburt seyahati

Bayburt nire, İstanbul nire hemşerim?


Prof.Dr. Hüsametin Koçan - Blogger Bolat Baksı Köyü
Bir ülke ne kadar kalkındığını iddia ederse etsin eğer o ülkede sanat yoksa itibar da yok demektir. Bu itibarsızlık halimizi sanat yoksunluğuna borçluyuz. Belediyelerin yaptırdığı kültür ve sanat merkezleri var ama içinde ne kültür ne de sanat var! Tıpkı adalet saraylarımızın içinde adalet olmadığını gibi! Japonlar, İngilizler, Almanlar, Amerikalılar olmasa Türkiye’de arkeoloji bilimi ağlardı. Maalesef durum bu! Baksı Müzesi’ni çok merak ediyordum. Ama “Bayburt nire İstanbul nire?” diye diye ötelemiştim, üşenmiştim...

İstanbul'dan Baksı Müzesi'ne nasıl gidilir?


Nihayet Ekim ayında gitmek nasip oldu. Sabah Atatürk Havalimanı’ndan saat 06:00 uçağına binip Erzurum Havalimanı’na indim. Orada güvenliğe Bayburt’a nasıl gideceğimi sordum. Çok kolaymış Havaalanı içindeki kırmızı renkli Erzurum Büyükşehir Belediye otobüsüne biniyorsunuz. Dört lira veriyorsunuz ve sizi tam 10 dakika içinde otogarın içinde indiriyor. Oradan şehirler arası büyük otobüslere biniyorsunuz, kıvrıla kıvrıla geçen yollardan sonra 2 saat içinde tam Bayburt’un merkezindesiniz. Yolda yanımdaki koltukta oturan arkadaş da Bayburtluymuş. Almanya’nın Dortmund şehrinde çalışan bir işçi kardeşimiz adı İsrafil. Babası çok hasta olduğu için onu görmeye gelmiş. Sağolsun Çoruh nehrinin kenarında iki çay içtik, dertleştik, ayrıldık. İsrafil de Baksı Köyü'ndenmiş ama Bayburt merkeze yerleşmişler.