24 Ocak 2021 Pazar

Kadıköy Timsahları Heykelleri Turcosuchus Okani

Akademi dünyamızı yerli yersiz eleştirdiğim olmuştur. Çünkü bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak üniversitelerimizin kavram, terim, tez-hipotez-antitez üretmesini isterim. Hatta  kavram ihracatı yapabilsek ne şahane olur derim. Ah gönül neler istemiyor ki Blogger Bolat dediğini duyar gibiyim...

Dinozor'a Dinazor demek yanlış mı? Yanlış!


Son söyleyeceğimi başta söylüyorum: “Dinozora dinazor demek” ayıptır, günahtır, çarpılırsınız! Evet doğrusu “dinazor” değil “dinozor” şeklidir.

Turcosuchus okani nedir? 

Şimdi eleştirdiğim akademi dünyasını göklere çıkarma vakti geldi. Hep birlikte yükseliyoruz. Buyrun! Konumuz  Turcosuchus Okani, yani tarih öncesi dönemde yaşamış bir ilkel timsah çeşidi. Peki, nedir bu Turcosuchus okani? Zonguldak'ta bulunan bir ilkel timsah fosilinden yola çıkarak verilen tür ismi. Peki, Türklerle ilgisi ne? Yer Zonguldak, Gelik bölgesi kömürü bulan adam Uzun Mehmet'in memleketi. Turcosus Okani, Amasya'nın Gümüşhacıköy ilçesi'nde doğmuş Prof.Dr. Okan Tüysüz hocamızın adına ithafen "Turcosuchus okani" yetmez mi?

Bir dinozorun Zonguldaktan İTÜ'ye yolculuğu

“Güzel kardeşim kafamı karıştırdın diyorsun.” Bak tek tek anlatıyorum. Zonguldak, Gelik'te bir vatandaş bir gün arazide bir garip taşlar görür. “Nedir bu garip şey, kemik midir, daş mıdır aga” diyerekten bu cisimleri her nasıl oldu ise teey İstanbul’a kadar ulaştırıp İTÜ'ye teslim eder. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde muhafaza edilen ve uzun yıllar uzman paleantolog olmadığından öylece köşede duran bu fosil nihayet 2017 yılında bilim dünyasına kazandırılır.

Amasyalıların bilime katkısı, Amasyalı bilim insanları


Fosile  2017’de latince bir isim verilmiş ama Türkçe! Yarebbim bu ne yaman oksimoron! Nasıl anlatacağım. Latince isim verilen Amasya doğumlu ünlü yer bilimleri uzmanımız Jeoloji Mühendisi Prof.Dr. Okan Tüysüz halen İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü ve Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi olarak görev yapıyor. Paleontolog Dr. Volkan Sarıgül bu ismin seçilmesinin hocasına saygı olduğunu yerel bir gazeteye ifade ediyor. Volkan Sarıgül hocamızı da tebrik ediyorum. Kendisi karasal dört ayaklı biyostratigrafisi konusunda uzman. Hükümdar sürüngenler  üzerine üniversite üniversite gezip bildiğini paylaşıyor. Timsaha benzeyen fitozorlar, dinozorlar ve bu canlıların yaşadıkları sahalar Volkan Hocamdan soruluyor. İnsan böyle bilim insanlarıyla aynı ülke çatısı altında olunca onur duyuyor. Okan Hocam, Volkan hocam SCI indeksleriniz çarşaf gibi olsun. Gurur duyduk, onur duyduk!


Koskoca Strabon eserlerinde  Amasya'ya "benim şehrim" diyorsa Amasya için ben neden demeyeyim ki! Amasya benim güzel şehrim.

3 Aralık 2020 Perşembe

Seladon seramik tabak suikast önler mi?

Suikast önleyen seramik tabak Seladon

Zaman zaman sevdiğim antika dükkanlarına uğrarım. Maksat muhabbet, olur da sevdiğim seramik parçalar var ise onları da satın alırım. Sizlere de tavsiye ederim yaşanmışlıkları görün fani olduğunuzun en önemli kanıtı bu antika dükkanlarıdır. Çoğu antika eşya insandan çok yaşıyor. İnsandan daha çok kıymet  ve değer görüyor. Bu dükkanlar çok ilginç hikâyelerle doludur. Gelin birisini ben anlatayım size.

Geçen bir antika dükkanında otururken gördüğüm seladon kapların hikayesini sizinle paylaşayım istedim. Özellikle doğu kültüründe seladonların zehiri belli ettiği inancı çok yaygındır. Bence bu dedikoyu çıkaranlar bizzat Çinlilerin kendisidir. Bir blog yazarının saçma sapan iddiası deyip geçebilirsiniz, sorun değil! İhracatı artırmanın türlü çeşitli yolları var.

Neden blogger bolat efendi, diye soracak olursanız?

“O zaman influencer var da Çinliler mi kullanmadı, bloggerlar var da davet mi vermediler; Dijital ajans var da konkura mı çağırmadılar babacım! Dedikodu, hikaye, menkıbe anlattılar ki Çin seramikleri, Çin tabakları tüm dünyaya ihraç edilsin!” Gerçekten de öyle olmuştur, katar katar seladon kap kacak dünyaya ihraç edilmiştir. Zengin insanlar özellikle bu kapları tercih ederek kullanmaya başlamışlardır.

4 Ağustos 2020 Salı

Alemdağ tarihi meşhur köftehorlar ve mangalcılar!

Yaz gelince öter kuşlar leylim

Yaz denince yiyecek olarak aklıma gelen şeyler: Mısır, karpuz, mangal... Buradan mangal sevdiğim gibi bir sonuç çıkarılmasın. Bu mangaldan denen şeyden İstanbul’a gelince irrite olmaya başladım. Çünkü boşluğu gören mangal yakıyor. Vatan kurtarmada mangalda kül bırakmayanlar cayır cayır vatanın ormanlarının yanmasına neden oluyor. Ne için, iki gram köfte yemek için. Hay boğazınıza dizilsin diyesim var. Ayı yavrusunu severken öldürürmüş derler o hesap! Ormanlar çöp dağlarına dönüyor. Lütfen, şu mangal sefanıza ya bir ara verin ya da çok özen göstererek doğayı kirletmeyin mangal ateşinizi söndürün ki ormanlarımız ve içindeki canları cayır cayır yakmayın! 

Mangal ateşini işeyerek söndüren mangalcı insanı!

Köftehorlara sesleniyorum! Lütfen mangal yakarken itinalı olun, ateşi piknik dönüşü söndürün, lütfen söndürürken de üstlerine işemeyin kardeşim bu ne iğrençliktir yahu!

Köfte ve köftehor kelimesinin kökeni etimolojisi!

Bu arada etimoloji sevgimize atfen "köftehor" kelimesinin kökenine bakalım, köfte Farsça kökenli bir kelimedir. Dövülmüş, kıyılmış etten yapılan top şeklindeki et topudur. Köfte-hor ise köfte yiyen demektir. Argo da çok ağır anlama gelebilmektedir. Köfte kelimesine Anadolu Selçukluları, Danışmendliler döneminde hazırlatılan halk hikayelerinden oluşan "Danışmendname"de rastlıyoruz. 

Alemdağ'da yatan Sultan Turasan kimdir?

21 Mart 2020 Cumartesi

İstanbul pandemi, covid19, corona, karantina ve mortgage'li evler!

Blogger Bolat'ın heder olan 2019'u!
İstanbul Pandemisi COVİD19 Korona Virüslü Günler!

Uzun zaman oldu blog, yazmamak yazamamak için kendimizce önemli sebeplerimiz vardı! İnsanoğlu her şarta kolay adaptasyon sağlıyor, şükürler olsun biz de öyle yaptık! 2019 yılı geçti gitti.

Allah tependen baksın Corona!


2020 yılına bambaşka bir enerji ile başladık, işler şahane derken Corona virüsü vakası patladı. Covid-19'un denen bu illet insanlığı tir tir titretirken bizler de eve kapandık. Yaşlılarımızı ve diğer insanları COVİD-19 denen bu beladan korumak için elimizden geleni yapıyoruz.

Evin yıkılsın Koronavirüs COVİD-19!


Peki İstanbul’u bir köye dönüştüren bu COVİD-19 ne demek. Etimoloji merakımı bilenler bunu biliyor. Efem COVİD-19 koronanın “CO”su, virüsün “VI”si, İngilizce hastalık kelimesinin disease sözcüğünün “D”sinden ve 2019 yılının "19" alınarak yeni bir kelime türetilmiş.

İstanbul eve kapandı, blog yazarı olarak bloğumu hatırladım!

15 Temmuz 2019 Pazartesi

Blogger Pucca Hapis Cezası Alırsa!

Blog yazarının adaletle imtihanı


Pucca sosyal medyadaki hesaplarından uyuşturucu madde kullanımını özendirdiği gerekçesiyle hapis cezası aldı. Bu karar içimi kararttı, aklı başında hiç bir insan  "uyuşturucu" maddeyi övemez, övmemeli! Blog yazarı Blogger Pucca övdü mü övmedi mi bilemem! Ama İstanbul'da o kadar uyuşturucu satıcısı, torbacı, uyuşturucu baronu işadamı kisvesi ile elini kolunu sallayıp insanları zehirlerken eski bir blog yazarının bir paylaşımı nedeniyle torbacı gibi hapse atılmak istenmesi vicdanımı sızlatıyor!

15 Haziran 2019 Cumartesi

Seramik, blog, blogger ve Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Seramik sever blog yazarının cenneti Anadolu Medeniyetleri Müzesi


Anadolu Medeniyetleri Müzesi Boğazköy Boğaları
İstanbul'dan Ankara'ya iş ziyaretine giderken; uçak bileti bulamadım; YHT bileti de yok; mecburen otobüsle Ankara'dayım. Kızılay'da kahvaltıdan sonra Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nin tekrar görme isteğim geldi. Çünkü görüşmem öğleden sonra saat 2'de. Belki 50'nin üzerinde kez Anadolu Medeniyeleri Müzesi'ni ziyaret ettim. Hatta sosyal faaliyetler kapsamında çalıştığım şirketteki arkadaşlarımla da müzeyi grup olarak ziyaret etmiştim. Hey yıllar!

17 Mayıs 2019 Cuma

Kanlı Kilise, Meryem Ana Kilisesi'nin tuhaf tarihi

Moğol Kilisesi, Kanlı Kilise, Meryem Ana Kilisesini'nin banisi
İstanbul'da gezerken eğer dünyaya farklı bir şekilde bakmayı bilirseniz sizi etkileyen binlerce şey dikkatinizi çeker. Ben de bir gün Fener'de gezerken Kanlı Kilise'yi görünce çok şaşırdım. Ne farklı bir eser diye düşünmüştüm.

Neden kanlı kilise! Kim öldürülmüş! Bu kilisede nasıl bir vahşet gerçekleşmiş olabilir? Diye düşündüm ama biraz araştırınca Kanlı Kilise'nin tuhaf bir tarihi olfuğunu öğrendim. Moğol Kilisesi olarak da bilinen Fener Rum Lisesi gibi kırmızı tuğlalarından Kanlı Kilise ismini almış! Aslında kilisenin bulunduğu bu tepe üzerinde başka kiliseler varmış ama zamanla yangınlarda yok olmuş.

Bizans İmparatoru VIII. Mihail Paleogolos kızı Maria'yı dönemin kudretlileri olan moğollara gelin olarak Asya'ya gönderir. Zavallı Maria diplomatik bir kurbandır. Az gider uz gider savaş, kış, kuşatma derken Moğol Hanı Hülagü ölür. Hülagü'nün ölümünün ardından maksat gerçekleşsin diye Hülagü Han'ın 30 yaşındaki oğlu Abaka Han ile evlenmek üzere iken Maria Constantinapol'ü çok özler ve geri döner. Gençken rahibe olmak istemiştir. Ve tüm servetini Fener'deki bu tepenin etrafındaki bağ, bahçe, tarla ne varsa satın alarak buraya bir kiliseye yaptırır. Maria Paleogina rahibe gibi yaşar ve kiliseyi Meryem Ana'ya ithaf eder. İşte kilise prenses Maria'nın Moğolistan maceralarına atfen Moğol Kilisesi olarak anılır.

İstanbul'un fethinin ardından Fatih Sultan Mehmet'in fermanı ile Moğol Kilisesi, kilise olarak hizmet etmeye aralıksız devam eden tek mabettir. Oğul Sultan II. Beyazıt da bir fermanla kilisenin ortodoks toplumuna hizmet etmesi için izin verir. Kanlı Kilise'ye tuğlaları nedeniyle kanlı kilise denmesini hala tuhaf buluyorum. Bence Hanlı Kilise demek daha doğru olurdu! Pagan Moğol'un kiliseyle ne işi olabilir ki!

16 Nisan 2019 Salı

İstanbul taksilerine oltalama gelsin!


İstanbul taksilerine phishing çalışması

Örnek Taksici Hakan Kanat'la övünç duyuyoruz

İstanbul bir çok yönü ile insanı çeliden çıkarmasına rağmen yine de dünyanın en güzel şehirlerinden biri olmaya devam ediyor. Hatta bize rağmen devam ediyor. İstanbul ne yazık ki dünya turizm pastasından hak ettiği değeri alamıyor. Alması için elimizden geleni yapmamız lazım.

Ülkemizin ve şehrimizin tanıtımı için tonlarca para döküyoruz ama hava alanına gelen turisti dolandıran bir taksici yüzünden tüm emekler çöpe gidiyor. AVM'den alışveriş yapmış turisti çarpan çakal sürüleri yüzünden ülkenin itibarı eriyor! Tüm taksiciler böyle mi hayır! Ama bir tane çürük elma yüzünden tüm sepet çürüyor. Yılda bir kez bile dolandırıcı taksiciye çatsak olay tamamdır.

İstanbul'u yazan bir blog yazarı, blogger olarak Emniyet Genel Müdürlüğümüze bir öneri sunmak istiyorum. Taksicilere fişing (phishing) uygulaması yani oltalama çalışması yapılsın. Phishing (oltalama) illa siber güvenlik çalışmalarında yapılacak diye bir kural yok ki! Bu güzel imkanı ülkemizin, güzel İstanbul'umuzun lehine uygulayabiliriz. Turist gibi davranan bir emniyet görevlisi çanta unutsun, parası bol turisti oynasın bakalım ne yapacak taksici, sınavı çakanların derhal taksi kullanım yetkisi iptal edilsin. O taksi bağlansın 3 ay taksiye çıkamasın ki taksi sahibi de sürücü ararken dikkatli davransın! Taksici meslek örgütleri ve polis teşkilatımız el ele versin bu mesleğin hak ettiği değeri alması için çürük elmaları temizlesin!

Bu oltalama olayı süsrekli polis değiştirilerek uygulansın ki ülkemizin adını kötüye çıkaran kişiler taksici camiası içinden silinsin. Taksiciler kızıyor, taksici yakınları yorum yapıyorlar takmışsın taksilere diye ama ben olması gerekeni yazıyorum. Bakın şimdi güzel bir örneği paylaşıyorum. İstanbul Havalimanı'nda takside 30.000 Euro dolu çantasını unutan turiste çantasını iade eden bir insan evladı da var! Taksi sürücülüğü yaparak emeğiyle geçinen, helal para kazanan taksici esnafı Hakan Kanat'ı tebrik ediyorum.

Taksici Hakan Kanat'ın yaptığı bir lütuf, bir ihsan değil, olması gereken! Ama o kadar özlüyoruz böyle hareketleri ki bize olağan gelmiyor! Buradan İçişleri Bakanlığımıza ve Emniyet Genel Müdürlüğümüz'e taksilere oltalama çalışması yapılması önerimi sunuyorum. Takdir kendilerinindir. AVM önlerinde Türk müşteri almayan, turist çarpmak için bekleyen çakal sürülerine de aynı oltalama yapılmalı ki bu pislikler toplumdan ayıklasın! Olağanüstü trafik koşullarında direksiyon başında emeği ile aile geçindiren taksi sürücülerimiz bu insanlar yüzünden zan altında kalmasın!

18 Mart 2019 Pazartesi

Pangaltı semti hayırsız bir kocanın mirasıdır


 Pangaltı semtinin adı nereden geliyor?


Pangaltı semti tarihi fotoğraf /SALT
Cumhuriyetin ilanından sonra devlet yetkilileri Avrupa meydanlarındakine benzer bir Cumhuriyet anıtını Taksime yaptırmak isterler. 1 Aralık 1926 günü karar alınıp çalışmalara başlanır. Milli Mücadelenin yaraları yeni sarılmaya başlanmıştır. O nedenle burada yaptırılacak anıtın parası devlet bütçesinden değil şirketlerden, bankalardan, halktan ve diğer kuruluşlardan toplanmıştır. Şimdi size heykeli mi anlatacağım? Hayır, Pangaltı semtinin kuruluş hikayesini anlatacağım!

Hayırsız koca Sinyor Pancaldi  ve  Pancaldi dutluğu


Sırtınızı verin Taksim Cumhuriyet Anıtı'na geniş bulvardan ilerleyin, yolun sol tarafında Ermeni ve Rum mezarlıkları, Surp Agop Hastanesi derken Pangaltı’ya geleceksiniz. Kısaca Şişli'de Harbiye ve Osman Bey semtlerinin karşısındadır. Pangaltı semti adını Bologna kökenli bir hancı olan Jean-Baptiste Pancaldi’den almıştır. Bu sakin bölgeye yerleşmiş olan İtalyan o zaman dutlu olan Pangaltı’da ve hanına uğrayan avcılar ile doğa meraklıları sayesinde para kazanmaktaymış. Sinyor Pancaldi aslen Bolonyalı bir katoliktir. Bolonya bölgesinde çok yaygın olarak kullanılan Pancaldi soyadını taşır. Pancaldi 1840'ların başında karısı Rosa Zaghi'yi Roma'da bırakıp İstanbul'a yerleşir ve yukarıda bahşettiğimiz, otel birahane karışımı yerleri işletmeye açar. Eşinden kaçtığı bir dedikodudur ki hiç oralara girmeyelim. 1913 yılında Pangaltı gayrı-müslim semtiydi. Nüfusunun %27 si Levantenler, %19'u Rumlar, %49'u Ermeniler % 5'i "öteki" lerden oluşuyormuş.

Semt kalabalık olsa da insanı rahatsız etmeyen görgülü bir kalabalığa sahiptir. Son yıllarda değiştiğini söyleseler de inanın, inanasım gelmiyor.


19 Ocak 2019 Cumartesi

Zıvanadan çıkmak deyiminin hikayesi

Zıvanadan çıkmak deyiminin kökeni nereden geliyor?


Zaman zaman hepimizi sinirlendiren  şeyler vardır. Bu halimizi “zıvanadan çıkmak” deyimi ile ifade ederiz. Mesela İstanbul’un çarpık yapılaşma ve ulaşamama sorunu beni zıvanadan çıkarır. Çünkü kent bilinci yeterince gelişmemiş insanlar tarafından yönetiliyoruz bu politik bir eleştiri de değil! Hepimizin tepesini attıran durumlar olmuştur. Bunlar gayet normal çünkü neticede insanız. Öfkemizi kontrol ettiğimiz sürece iyi insanız, güzel insanız kültürlü insanız ama taşkınlık hallerimiz de içimizdeki hayvanın ta kendisidir. 

Bu blog yazımda "zıvanadan çıkmak" deyiminin ne anlama geldiğini anlatacağım.
Bir pazar günü tüm uyuşukluğum üzerimde o kanepe senin bu sofa benim şu program senin tembellik ediyordum. Televizyon açık, önümde kitap, bir yanımda telefon, bazen okuyor, bazen sosyal medya hesaplarıma bakıyor, zaman zaman da televizyon seyrediyordum tam bir hümanoidim, aynı anda birçok şeyi yapabiliyorum yani!

13 Ocak 2019 Pazar

Saint Esprit Katolik Katedrali ve yeraltı mezarlığı

Chedrale Saint Esprit - İstanbul Kutsal Ruh Katedrali


Hoyratça içine ettiğimiz İstanbul!
İstanbul benim için evrenin en büyük mucizelerinden biridir. Sürprizler, yüksek olasılıklar şehridir. Ama şehri o hale getirdik ki şehir kocaman bir çöp yığınına döndü. Mecidiyeköy’e her geldiğimde gayrimüslim vatandaşlarımızın İstanbul’da oluşuna müteşekkir olurum. Çünkü onların mezarlığı olmasa Mecidiyeköy denen heyulada ağaç görmek mümkün değil.
Betondan kazıklar diken dikene!

 Betondan insan mezarlığı İstanbul


İstanbul’un kendisi kocaman bir insan mezarlığı haline gelmeye başladı. İstanbul insanları mutsuz ediyor. Ulaşım ve mimari sorunlar başta olmak üzere şehir boğucu sanat fakirliğinin de merkezi haline geldi. Hiç biliyor muydunuz Harbiye’de bir yeraltı mezarlığı var? Peki nerede Blogger Bolat dediğini duyar gibiyim? 

Saint Esprit Katolik Kilisesi, diğer adıyla İstanbul Kutsal Ruh Katedrali Harbiye Cumhuriyet Caddesi üzerinde Notre Dame de Sion Lisesi’nin arkasındadır. Birçok insan Dame de Sion’u da bilmeyebilir. Onuda şöyle tarif edelim Harbiye’deki TRT binasının tam karşıdır. Saint Esprit Katolik Kilisesi İstanbul'da Papa'nın temsilcisi olarak İstanbul’da bulunan Monsenyör Hillereau tarafından ünlü mimar Gaspard Fossati'ye yaptırılmıştır, kilise 1846'da ibadete açılmıştır. Bu katedral aslında İstanbul'da yaşayan katolikler için en önemli mabettir.