29 Kasım 2021 Pazartesi

Erteleme hastalığı nasıl tedavi edilir?

Erteleme hastalığı nedir? Öteleme savsaklama ile nasıl başa çıkılır?

Erteleme nedir? Öteleme nedir? Savsaklama nedir?

İstanbul öyle bir şehir ki bir yerden bir yere varabilmek, toplantıya yetişebilmek veya  arkadaşınızla buluşabilmek için kıtaları aşmanız, denizlerden geçmeniz, kurtlardan kaçmanız, ayılarla dalaşmanız, ejderhalarla savaşmanız gerekebilir. Sabah evden çıkan İstanbullunun tek parça eve gelmesi neredeyse büyük bir başarıdır! Hatta bu insan evladı bir kadın ise bunun adı tam adıyla bir mucizedir! Ben böyle pahalı şehir, böyle yorucu şehir, böyle korkutucu ve böyle tutkuyla sevilecek bir şehir de görmedim nerden baksan tutarsızlık!

Erteleme hastalığının belirtileri nelerdir?

Son zamanlarda çok sevdiğim bu şehirde kafamı toplamakta zorlanıyorum, yetişememe sorunum! Ne demek yetişememek. İşlere yetişememek! Peki ne yapmalıyım? Şehir öyle büyük ki bir yerden bir yere yetişmek hep problem olmuştur. Son yıllarda şehir iyice çileden çıktı çevremizdeki onca yıkım onca savaştan kaçan insanın gelmesiyle İstanbul yine hercümerç oldu! Erteliyorum, öteliyorum hayatı!  Onlarca arkadaşa danıştım, psikologlarla görüştüm bir kısmı yaşam enerjimi kaybettiğimi düşünüyor. Hayır yaşam enerjimi kaybetmedim, benden iyi mi bileceksin, en iyisinden yiyorum, içiyorum, geziyorum çalışıyorum ama bazı şeyleri öteliyor, erteliyorum! Sorunum şudur hayatımdaki öncelikleri belirlemeye ne kadar uğraşırsam uğraşayım, ruhumda hala bir şeylerin yetersiz olduğunu hissediyorum. İstanbul beni yoruyor küçük bir şehre gidiyorum 2 gün sonra şehir beni sıkıyor yok bunun ortası arkadaş!

Erteleme huyu nasıl tedavi edilir?

Ben doktor değilim cevabı ben de bilmiyorum! Ne yapmam gerekiyor? İstanbul’da motive olup yapmam gereken şeylerin yapılması bitirilmesi gerekiyor. Öteleme denen bu patolojik duruma gavur "Procrastination" adını vermiş. Yani biz buna güzel Türkçede erteleme diyoruz. Ama ben bunun bir hastalık olduğuna emin değilim. Tembellik de demeyelim o da farklı bir şey. Erteleme huyu bazen beni strese sokuyor, sıkıntıya sokuyor ama yine de son zamana kadar erteliyorum. Acaba son dakika o sıkışıklık hissinden mi besleniyorum. Eskiler der ya “yumurta kapıya gelmeden” yapmıyorsun diye böyle bir durum mu var bilemiyorum.  Benim gibi sürekli erteleyen, ertelediği için strese, sıkıntıya giren bunu bilmesine rağmen bunları yine tekrarlayan birileri var mıdır? Kendimize vakit yaratamama İstanbul’da yaşayan herkesin ortak problemidir diye düşünüyorum. Yaşamayı, kendimize, ailemize, dostlarımıza vakit ayırmayı beceremiyoruz. Bunu emeklilikte yapmayı planlamak insanın harakirisi demek oluyor diye düşünüyorum.

Procrastination  nedir? Savsaklama nedir? İnsan neden erteler?

"Procrastination” demişken bununla ilgili bir kitap bile okudum. Konunun öneminin farkındayım. Psikolog Dr. Timothy A. Pychyl tarafından yazılan bu kitaba göre başlanıp bitirilmesi gereken işleri inatla erteleme, savsaklama ve oturup çalışmak yerine ıvır zıvır şeylerle oyalanma alışkanlığıyla mücadele kılavuzu olması için kitap hazırlanan bu kitap bile bana çare olmadı! Kitapla ilgili şunları söyleyebilirim kitabı okursanız “len bu kitap tam beni anlatıyor” diyorsunuz. Örneğin erteleme hastalığı, erteleme huyu olanlar şunu yapıyormuş oturup çalışmaya başlamadan önce kapsamlı bir temizliğe başlıyor veya bilgisayardaki klasörleri düzenlemeye girişiyor, bundan sıkılınca internete dalıp saatlerce oradan oraya fink atıyormuş. Size de bu anlatılan kişilik tanıdık geliyor mu? Geliyor tabi bu benim diyeceksiniz! Psikolog Dr. Timothy A. Pychyl,  uzun yıllardır bu prokrastineyşın yani Türkçe söylersek savsaklama üzerine çalışıyormuş. Dr. Pychyl'a göre savsaklama alışkanlığını başlı başına bir sorun haline getiren şey, hayatımızı anlamlı kılan asli hedeflerimizden bizi koparmasıymış.  Şimdi erteleme hastalığı olanlara yapacak, ertelenen onca iş arasında kitabı önermek meşru bir başka kaçış gerekçesi daha olacak ama yine de ben kitabı öneriyorum. Okuyup ta iflah olmamak başka bir oksimoron olabilir!

26 Temmuz 2021 Pazartesi

Eşeklerin kökeni etimolojisi ve İstanbul eşekleri

İstanbul'a kök salmaya gelenler ademler!

Eşşek Dergisi - Baha Tevfik (1881-1916) Merzifoni
Tütün kokan o izbe kahvelerin, toprak kokan o ıslak sokakların, tezek kokan memleketlerin birçoğunun çocukları İstanbul’u yurt belledi. İstanbul’da kök salmaya geldi fakat dünyanın hiçbir büyük şehri kök salacak yerler değildir. Büyükşehirler insanı köksüz, yurtsuz yapar! Bakın bir etrafınıza ölen onca insanı Samsun’a Aydın’a, Elazığ’a, Edirne’ye, Diyabakır’a Erzurum’a, Malatya’ya, Giresun’a, Trabzon’a, Konya’ya, Sivas’a, Amasya’ya götürüyorlar. İnsanın ölüsünün dahi durmadığı bu büyük şehirlerde dirisinin işi ne!

İstanbul madem bizi yersiz, yurtsuz yapıyor, köksüzleştiriyor bu şehirde işimiz ne! Eşeğiz de ondan aziz kardeşim!

Evet eşeğiz. Ağır yükleri, zorları seviyoruz. Her gelen İstanbul’u feth etmeye çalışıyor ama Fatih dışında bunu başaran olmadı olmayacak da! Büyürken eşeklik etmeyin diye bizi kovalayan büyüklerin yerini aldık eşek kadar insanlar olduk! O kadar kitap okuduk o kadar ilim, bilim tahsil ettik ama bir arpa boyu yol alamadık.

Eşekliğime verin!

Kendi eşekliğimi düşündüm, yaptığım hatalar, hırslarım, arzularım. Oturdum yine yeni bir muhasebe daha yaptım eşeğin önde gideni olduğuma karar verdim!  Hazreti Mevlana da “eşek” metaforunu kullanmış. Pir genellikle nefsânî hasletlerden kendini kurtaramamış kimseleri, gönlünü ve zihnini dünyâlıklarla, boş ve faydasız söz ve duygularla dolduran kişileri ifade etmek için bu terimi kullanmış! Pir beni tarif etmiş eşeğin önde gideniyim! O kitapları, ilimi, bilimi sadece sırtımda taşımışım ben!

Eşek etimolojisi, kökeni

Biliyor musunuz eski Türkçe’de eşek, “eşgek” diye geçen kelimenin tam anlamı iş gören, işte kullanılan demek. Uzun yıllar başka insanların hayalinin bir parçası olarak kaldım. Vizyon, misyon, fisyon, füzyon, emek yemek hep yalan dolanmış! Kendi işimi kurdum yüzlerce firmaya hizmet ettim onca insan tanıdım ama ben aynı ben!

Belki tek tırnaklı değiliz ama eşeğin önde gideniyiz!

Evet belki tek tırnaklı değilim ama büyük kulaklı binek ve yük hayvanından farkım yok! Ben İstanbul’da eşek başı mıyım? Evet öyleyim! Benden başka sözüm kimselere geçmedi geçmiyor!

Eşek cilvesi yaptım mı? Yok bu kaba saba naz ve kırıtma işleri bende hiç olmadı. Yukarıda Allah var, eşek şakası da yapmadım, eşek şakasına maruz da kalmadım ve fakat bazı konularda eşek inadına çok takıldım!

Eşek kadar oldum 46 yaşımı bitirdim ama hala büyüyemedim!

Eşek sudan gelesiye çalıştım ama bir arpa boyu yol alamdım!

Eşekten düşmüşe döndüğüm zamanlar oldu mu? Oldu! Aşklar meşkler bunun içinde! Amasyalıyız ama bir Şirinimiz olmadı!

Aşk, sevenin sevgilisinde kendini yok etmesidir ay dost!

Ben de bir Ferhat olamadım sattımın dünyasında!

17 Nisan 2021 Cumartesi

İskender lahdi'nin ilginç bir hikayesi vardır

Alman Çeşmesi'ne karşı İskender Lahdi Takası mı?

İstanbul kıymetini bilenler için bir cennettir. Bu şehir dünya kültürel mirasının başkentidir. İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni ziyaret edenler mutlaka hatırlar. Orada çok güzel bir lahit vardır. Lahit kenarları rölyeflerle süslüdür. Bu esere İskender Lahdi denir. Milattan önce 4. yüzyıla ait, Önemli bir Fenike kralı olanı Abdalonymos'a ait olduğu düşünülen kral lahiti, uzun cephesinde Makedonya Kralı Büyük İskender'in Perslerle yaptığı savaşlara ilişkin rölyefler bulunduğu için "İskender Lahdi" denmiştir.

İskender lahiti Osman Hamdi Bey tarafından 1887 yılında Lübnan’daki Sayda şehrinde yapılan arkeolojik kazılarda bulunmuştur. Alman bilim insanı ve arkeolog Volkmar von Graeve, İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan İskender Lahdi üzerindeki kimi kabartmalarda Kral Abdalonymos yaşamı arasında ilişki olduğunu saptamıştır. Kral, lahdin kapağında İskender ile birlikte Pers kıyafetleri içinde betimlenir.

12 Mart 2021 Cuma

Sabuncuoğlu Şerefeddin Amasya Bimarhanesinden Dünyaya Açıldı

Hekimoğlu Dizindeki Minyatürler Neyi Anlatıyor?

Modern tıp alanında yeterince başarımız olmayınca gelin geçmişin gölgesinde ağustos böceği gibi cır cır edip övünelim! Hekimoğlu dizisini izliyorsanız. Delilikle dahilik arasında gidip gelen çatlak doktor Ateş Hekimoğlu’nun odasında çeşitli minyatürler görmektesiniz o minyatürler 1385-1468 yılları arasında Osmanlı döneminde Amasya’da yaşayan ünlü hekim ve cerrah Sabuncuoğlu Şerafettin’e aittir. 

Sabuncuoğlu Şerefettin Kimdir?

Kendisi Amasya'daki tımarhane! Pardon Bimarhane'de Burhaneddin Ahmed’ten tıp eğitimi aldıktan sonra yine burada 17 yaşında hekimlik yapmaya başlamıştır. Ondört yıl boyunca da Bimarhane'de çalışmalarını sürdürmüştür. Yaptığı çalışmalar sonucunda zamanla adı bütün Anadolu'da duyulmuştur.  Öyle bir hekimdir ki Sabuncuoğlu, mesane taşı ameliyatından sonra kanama olursa ne yapılması gerektiğini ayrıntılı bir şekilde anlatmıştır.  Ünlü cerrah İstanbul’a giderek Cerrâhiyye-i İlhâniyye adlı eserini Fâtih Sultan Mehmed’e sunmuştur. Cerrahî müdahalede hayatî tehlikenin çok yüksek olması ve bu tehlikeyi asgariye indirecek bazı teknik imkanların bulunmaması sebebiyle dönemin hekimleri ilaçla tedaviyi tercih ederken Sabuncuoğlu Şerefeddin dönemin hekimlerinin aksine cerrahî tedavi ile ilgilenmiştir. Deney olarak da zaman zaman kendini kullanmıştır. Eserlerinde dönemin yaygın bilim dili olan Arapça yerine Türkçeyi tercih etmiştir.

7 Mart 2021 Pazar

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Mescidi Neden Yapılamıyor?

Hepimiz onun ismini biliyoruz! Devrin en kudretli insanıydı! Dürüstlüğü ve cesaretiyle savaş meydanlarındaki gözü karalığı ile "kara"sıfatını kazanmıştı. Kaptan-ı Deryalık yaptığı sırada gemilerinden birinde patlayan fişeklerin üzerine koşarak gemisini ve askerlerini kurtarmaya koşmuş ve yaralanmıştır. Askerini canı pahasına savunmuş, cesaretinden ve devlet adamlığından hiçbir şartta caymamış, çok güçlü bir karakterdir. Ailesinde kendisinden sonra birçok devlet adamının yer alması da bu karakterin bir yansıması olarak değerlendirilebilir.

Uğradığı tek ve son başarısızlık Viyana Kuşatmasında aldığı yenilgidir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın İstanbul Karaköy'de yıkılan mescidi hala yapılamadı. Bırakalım İtalya'dan Riamondo Tomasso D'Aranco Vakfı gelsin yapsın nasıl olsa dedelerinin binasıdır! Merzifonluların, Amasyalıların en büyük ayıbı hala bu mescidin yapılmasını sağlayamamış olmalarıdır.

24 Ocak 2021 Pazar

Kadıköy Timsahları Heykelleri Turcosuchus Okani

Akademi dünyamızı yerli yersiz eleştirdiğim olmuştur. Çünkü bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak üniversitelerimizin kavram, terim, tez-hipotez-antitez üretmesini isterim. Hatta  kavram ihracatı yapabilsek ne şahane olur derim. Ah gönül neler istemiyor ki Blogger Bolat dediğini duyar gibiyim...

Dinozor'a Dinazor demek yanlış mı? Yanlış!


Son söyleyeceğimi başta söylüyorum: “Dinozora dinazor demek” ayıptır, günahtır, çarpılırsınız! Evet doğrusu “dinazor” değil “dinozor” şeklidir.

Turcosuchus okani nedir? 

Şimdi eleştirdiğim akademi dünyasını göklere çıkarma vakti geldi. Hep birlikte yükseliyoruz. Buyrun! Konumuz  Turcosuchus Okani, yani tarih öncesi dönemde yaşamış bir ilkel timsah çeşidi. Peki, nedir bu Turcosuchus okani? Zonguldak'ta bulunan bir ilkel timsah fosilinden yola çıkarak verilen tür ismi. Peki, Türklerle ilgisi ne? Yer Zonguldak, Gelik bölgesi kömürü bulan adam Uzun Mehmet'in memleketi. Turcosus Okani, Amasya'nın Gümüşhacıköy ilçesi'nde doğmuş Prof.Dr. Okan Tüysüz hocamızın adına ithafen "Turcosuchus okani" yetmez mi?

Bir dinozorun Zonguldaktan İTÜ'ye yolculuğu

3 Aralık 2020 Perşembe

Seladon seramik tabak suikast önler mi?

Suikast önleyen seramik tabak Seladon

Zaman zaman sevdiğim antika dükkanlarına uğrarım. Maksat muhabbet, olur da sevdiğim seramik parçalar var ise onları da satın alırım. Sizlere de tavsiye ederim yaşanmışlıkları görün fani olduğunuzun en önemli kanıtı bu antika dükkanlarıdır. Çoğu antika eşya insandan çok yaşıyor. İnsandan daha çok kıymet  ve değer görüyor. Bu dükkanlar çok ilginç hikâyelerle doludur. Gelin birisini ben anlatayım size.

Geçen bir antika dükkanında otururken gördüğüm seladon kapların hikayesini sizinle paylaşayım istedim. Özellikle doğu kültüründe seladonların zehiri belli ettiği inancı çok yaygındır. Bence bu dedikoyu çıkaranlar bizzat Çinlilerin kendisidir. Bir blog yazarının saçma sapan iddiası deyip geçebilirsiniz, sorun değil! İhracatı artırmanın türlü çeşitli yolları var.

Neden blogger bolat efendi, diye soracak olursanız?

“O zaman influencer var da Çinliler mi kullanmadı, bloggerlar var da davet mi vermediler; Dijital ajans var da konkura mı çağırmadılar babacım! Dedikodu, hikaye, menkıbe anlattılar ki Çin seramikleri, Çin tabakları tüm dünyaya ihraç edilsin!” Gerçekten de öyle olmuştur, katar katar seladon kap kacak dünyaya ihraç edilmiştir. Zengin insanlar özellikle bu kapları tercih ederek kullanmaya başlamışlardır.

4 Ağustos 2020 Salı

Alemdağ tarihi meşhur köftehorlar ve mangalcılar!

Yaz gelince öter kuşlar leylim

Yaz denince yiyecek olarak aklıma gelen şeyler: Mısır, karpuz, mangal... Buradan mangal sevdiğim gibi bir sonuç çıkarılmasın. Bu mangaldan denen şeyden İstanbul’a gelince irrite olmaya başladım. Çünkü boşluğu gören mangal yakıyor. Vatan kurtarmada mangalda kül bırakmayanlar cayır cayır vatanın ormanlarının yanmasına neden oluyor. Ne için, iki gram köfte yemek için. Hay boğazınıza dizilsin diyesim var. Ayı yavrusunu severken öldürürmüş derler o hesap! Ormanlar çöp dağlarına dönüyor. Lütfen, şu mangal sefanıza ya bir ara verin ya da çok özen göstererek doğayı kirletmeyin mangal ateşinizi söndürün ki ormanlarımız ve içindeki canları cayır cayır yakmayın! 

Mangal ateşini işeyerek söndüren mangalcı insanı!

Köftehorlara sesleniyorum! Lütfen mangal yakarken itinalı olun, ateşi piknik dönüşü söndürün, lütfen söndürürken de üstlerine işemeyin kardeşim bu ne iğrençliktir yahu!

Köfte ve köftehor kelimesinin kökeni etimolojisi!

Bu arada etimoloji sevgimize atfen "köftehor" kelimesinin kökenine bakalım, köfte Farsça kökenli bir kelimedir. Dövülmüş, kıyılmış etten yapılan top şeklindeki et topudur. Köfte-hor ise köfte yiyen demektir. Argo da çok ağır anlama gelebilmektedir. Köfte kelimesine Anadolu Selçukluları, Danışmendliler döneminde hazırlatılan halk hikayelerinden oluşan "Danışmendname"de rastlıyoruz. 

Alemdağ'da yatan Sultan Turasan kimdir?