Kayıtlar

İstanbul'un şifalı suları, kaynak sular

Su gibi aziz ol İstanbul İstanbul, uğruna nice insanlar öldü. İstanbul uğruna nice insanlar şehit oldu! Nice İnsan İstanbul'da kadın oldu, adam oldu veya nice insan İstanbul'da kayboldu! Nice insan hayallerinin sahibi oldu, kendini gerçekleştirdi. İstanbul bir şehir olmaktan ziyade bir kültür, hayat biçimi gibi bir varlık! Türkiye'de  sanat var İstanbul onun merkezi! Türkiye'de siyaset var İstanbul'u alan ülkeyi yönetme şansı elde ediyor diyorlar!  Ülkede enflasyon var bir de İstanbul enflasyonu var ki ocak söndürüyor! İstanbul havası, suyu çok farklı çok!  Su denilince İstanbul şifaları sularından bahsetmek olmaz! Ama o şifalı sular da çarpık kentleşme, betonlaşma altında kirleniyor yok oluyor! Bir zamanlar insanların su içtiği çeşmelerin restore edilmiş taşları dururken kurnaları akmıyor! İstanbul'un kaynak suları ise çoktan kirlendi yok oldu!  Üzülerek şahit oluyoruz ki canım İstanbul'un memba suları kuruyor! Su medeniyeti diyerek övündüğümüzle kalıyoruz.

Kebikec nedir? Kökeni, anlamı ve tarihi!

Resim
Kebikeç kitap kurtlarından korur mu? Bugün iyi okuyucuyu ifade etmek için o kişiye “kitap kurdu” diyoruz. İnsanların vaktini sosyal medyada dakika öldürdüğü bu çağda kitap kurdu insanlarla tanışmak büyük şeref. Ben kitap kurdu muyum? Peşin söylüyorum değilim. Her kitapçıya girişte sevdiğim kitapları satın alırım fakat iş okumaya gelince işler değişiyor. Masam okunmamış küskün kitaplarla dolu. Yeni şeytanımız sosyal medya rahat bırakmıyor beni de! Kebikeç kelimesinin kökeni Kebîkeç, köken olarak Arapça, Süryanice, Hintçe veya Farsça kökenli olabilir. Kökeni ne olursa olsun İslam geleneğinde, el yazması kitapları kitap kurtlarından korumak amacıyla kullanılmış bir tılsımdır. Kitabın girişine “Ya kebikeç bu kitabı koru!”, “Ey kebikeç bu sayfaları muhafaza et!” yazmak bir nevi kitap muskası, kitaplar için nazar boncuğu da diyebiliriz. Kitapları kötü niyetli böcüklerden korumak için uydurulmuş beddua desek de yeridir. İstanbul'un kebikeçleri İstanbul bir zamanlar el yazması ti

Theodora Bizans'ın Unutulmaz Kraliçesi

Resim
Pezevenklerin düşmanı bir Bizans Kraliçesi Kahramanlığın cinsiyeti olmaz! Tarihte öyle kadın karakterler vardır ki yaşadıkları döneme damga vurmuşlardır. İşte bunlardan biri de Roma İmparatoriçesi Theodora’dır. Prenses kimi Romalı tarihçiler tarafından gücün, cinselliğin ve ihtirasın simgesi sayılsa da bazı tarihçiler imparatoriçeyi tarihte var olma mücadelesine girişmiş büyük kişilik, muhteşem bir kadın olarak görmektedir. Gelin hikâyeyi okuyalım buna bir de siz karar verin! Gözlerini dünyaya bir subay çocuğu olarak açan Theodora’nın güzel günleri babasını kaybetmesi ile elinden kayıp gider. Baba evin direğidir derler hey gidi dibi delik dünya üç kız kardeşi ile Theodora yetim kalır. Annesi üç çocukla yaşamakta zorluk çekiyordur. Anne tekrar evlenince üvey baba Theodora’yı para kazanmaya zorlar ve Theodora dansçılık, erotik gösteriler, aktrislik derken   şimdiki At Meydanı'ndaki hipodromda bulur kendini. O zaman Yeşiller Maviler karşılaşmalarında mavileri desteklemektedir. Gel

İpini koparan deyimi ve İstanbul

Resim
İpini Koparan, İpini Koparmak Deyiminin Anlamı Nedir? Ben 1997 yılında çalışmak amacıyla İstanbul’a ilk geldiğimde tanıdığım birileri sohbetin ortasında “ipini koparan İstanbul’a geliyor” demişti. Bu sözü üstüme alınmış “ulen daha benden 15 yıl önce gelmişsin bir de bana İstanbulluluk taslıyorsun” demek istemiş ama yüzüne söyleyememiştim kibarlıktan. İpi koparmak deyimi bağı kalmamak, başı boş kalmak demek. Özellikle Suriye iç savaşı ve devletimizin planlı, nizamlı, intizamlı bir göç politikasının olmayışı ve Türkiye’nin coğrafi olarak göç yollarının üzerinde olması, iç savaşlar, yoksulluk gibi temel sorunlara ülke içindeki iç göç de eklenince özellikle İstanbul’da çok büyük bir etki yarattı. İşte ipini koparanın İstanbul’u yol eylediği yıllar başladı. Suriye’den, İran’dan, Irak’tan, Afganistan’dan, Ermenistan’dan, Türkmenistan’dan, Özbekistan’dan, Ukrayna’dan, Kenya’dan, Bangladeş ve benzeri birçok fakir ülkeden milyonlarca göçmen Türkiye’nin cazibeli, işveli şehri İstanbul’a geldi.

Tuzlu Kahve Kız İsteme Törenlerinin Dejenere Adeti!

Resim
Kız isteme törenlerinde tuzlu kahve neden içilir? Kız isteme törenlerinde tuzlu kahve neden içilir? Kahvenin Türk kültüründeki yeri çok önemlidir. Herhalde Türklerin dünyaya ihraç ettiği 2 önemli içecekten biridir.  Biliyorsunuz bunlardan biri ayran diğeri de kahve. Hiç dikkat ettiniz mi birçok viral içerikte kız isteme törenlerinde kahveye tuz atmak ile ilgili çok farklı videolar var. Sanki kız isteme törenlerinde kahveye tuz katmak Allah'ın emriymiş gibi bir durum var. Hatta bir haberde bu kahveyi içen birinin öldüğünü dahi okumuştum! Adet olduğu söylenen bu geleneği incelediğimde böyle bir geleneğin çok eski olmadığını hatta 1980'li yıllarda yaygınlaşan dejenere bir kültürel adet olduğunu öğrenince çok şaşırdım.  Neden böyle tatlı bir durumu saçma sapan bir adetle taçlandırmışız hiç anlamamıştım. Kızı istemeye ailesiyle gelen erkeğe tuzlu kahve içtirilir size de saçma gelmiyor mu? Normal adetlerimize göre kız isteme törenlerinde öncelikle eve gelen misafirler içindeki

Alarm Kelimesinin Kökeni ve İstanbul'da Kar Alarmı

Resim
İstanbul Alarma Geçti İtalyanca’da bir kelime vardır “alla arme” bu kelime “haydi silah” başına demektir. Alarm, tehlikeli bir durumu bildirmek için verilen bir işarettir. Alarm durumunda olmak ise tehlikeli bir durumda tehlikeyi önlemek için önceden planlı, programlı ve devamlı hazır vaziyette uyanık olmak demektir. Nerede görüyoruz alarm durumunu orduda, poliste ve itfaiyede. Bir de Ekrem İmamoğlu dendiğinde bazı medya mensupları, politikacılar alarm durumuna geçiyor! Alarm kelimesinin kökeni etimolojisi Bugün Türkçe’de kullandığımız “alarm” kelimesinin kökeni TDK’ya göre Fransızcadan geçtiği yazsa da aslında Fransızcaya’da İtalyancadan geçmiştir. Yani kelimeyi bizim Fransızcadan almış olmamız o kelimenin kökeninin Fransızca olduğunu göstermemektedir. Bildiğimiz üzere ocak ayında İstanbul’a güzel bir kar yağdı ama bu medya bu yağan karı bolluk, bereket olarak görmek yerine “kabus”, “beyaz esaret” doğal afet olarak nitelemeyip, bize böyle sunmayı daha uyun gördü. Yahu bunu bir b

Erteleme hastalığı nasıl tedavi edilir?

Resim
Erteleme hastalığı nedir? Öteleme savsaklama ile nasıl başa çıkılır? İstanbul öyle bir şehir ki bir yerden bir yere varabilmek, toplantıya yetişebilmek veya  arkadaşınızla buluşabilmek için kıtaları aşmanız, denizlerden geçmeniz, kurtlardan kaçmanız, ayılarla dalaşmanız, ejderhalarla savaşmanız gerekebilir. Sabah evden çıkan İstanbullunun tek parça eve gelmesi neredeyse büyük bir başarıdır! Hatta bu insan evladı bir kadın ise bunun adı tam adıyla bir mucizedir! Ben böyle pahalı şehir, böyle yorucu şehir, böyle korkutucu ve böyle tutkuyla sevilecek bir şehir de görmedim nerden baksan tutarsızlık! Erteleme hastalığının belirtileri nelerdir? Son zamanlarda çok sevdiğim bu şehirde kafamı toplamakta zorlanıyorum, yetişememe sorunum! Ne demek yetişememek. İşlere yetişememek! Peki ne yapmalıyım? Şehir öyle büyük ki bir yerden bir yere yetişmek hep problem olmuştur. Son yıllarda şehir iyice çileden çıktı çevremizdeki onca yıkım onca savaştan kaçan insanın gelmesiyle İstanbul yine hercüme

Eşeklerin kökeni etimolojisi ve İstanbul eşekleri

Resim
İstanbul'a kök salmaya gelenler ademler! Eşşek Dergisi - Baha Tevfik (1881-1916) Merzifoni Tütün kokan o izbe kahvelerin, toprak kokan o ıslak sokakların, tezek kokan memleketlerin birçoğunun çocukları İstanbul’u yurt belledi. İstanbul’da kök salmaya geldi fakat dünyanın hiçbir büyük şehri kök salacak yerler değildir. Büyükşehirler insanı köksüz, yurtsuz yapar! Bakın bir etrafınıza ölen onca insanı Samsun’a Aydın’a, Elazığ’a, Edirne’ye, Diyabakır’a Erzurum’a, Malatya’ya, Giresun’a, Trabzon’a, Konya’ya, Sivas’a, Amasya’ya götürüyorlar. İnsanın ölüsünün dahi durmadığı bu büyük şehirlerde dirisinin işi ne! İstanbul madem bizi yersiz, yurtsuz yapıyor, köksüzleştiriyor bu şehirde işimiz ne! Eşeğiz de ondan aziz kardeşim! Evet eşeğiz. Ağır yükleri, zorları seviyoruz. Her gelen İstanbul’u feth etmeye çalışıyor ama Fatih dışında bunu başaran olmadı olmayacak da!  Büyürken eşeklik etmeyin diye bizi kovalayan büyüklerin yerini aldık eşek kadar insanlar olduk! O kadar kitap okuduk o kadar

İskender lahdi'nin ilginç bir hikayesi vardır

Resim
Alman Çeşmesi'ne karşı İskender Lahdi Takası mı? İstanbul kıymetini bilenler için bir cennettir. Bu şehir dünya kültürel mirasının başkentidir. İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni ziyaret edenler mutlaka hatırlar. Orada çok güzel bir lahit vardır. Lahit kenarları rölyeflerle süslüdür. Bu esere İskender Lahdi denir. Milattan önce 4. yüzyıla ait, Önemli bir Fenike kralı olanı Abdalonymos'a ait olduğu düşünülen kral lahiti, uzun cephesinde Makedonya Kralı Büyük İskender'in Perslerle yaptığı savaşlara ilişkin rölyefler bulunduğu için "İskender Lahdi" denmiştir. İskender lahiti Osman Hamdi Bey tarafından 1887 yılında Lübnan’daki Sayda şehrinde yapılan arkeolojik kazılarda bulunmuştur. Alman bilim insanı ve arkeolog Volkmar von Graeve, İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan İskender Lahdi üzerindeki kimi kabartmalarda Kral Abdalonymos yaşamı arasında ilişki olduğunu saptamıştır. Kral, lahdin kapağında İskender ile birlikte Pers kıyafetleri içinde betimlenir.

Sabuncuoğlu Şerefeddin Amasya Bimarhanesinden Dünyaya Açıldı

Resim
Hekimoğlu Dizindeki Minyatürler Neyi Anlatıyor? Modern tıp alanında yeterince başarımız olmayınca gelin geçmişin gölgesinde ağustos böceği gibi cır cır edip övünelim! Hekimoğlu dizisini izliyorsanız. Delilikle dahilik arasında gidip gelen çatlak doktor Ateş Hekimoğlu’nun odasında çeşitli minyatürler görmektesiniz o minyatürler 1385-1468 yılları arasında Osmanlı döneminde Amasya’da yaşayan ünlü hekim ve cerrah Sabuncuoğlu Şerafettin’e aittir.  Sabuncuoğlu Şerefettin Kimdir? Kendisi Amasya'daki tımarhane! Pardon Bimarhane'de Burhaneddin Ahmed’ten tıp eğitimi aldıktan sonra yine burada 17 yaşında hekimlik yapmaya başlamıştır. Ondört yıl boyunca da Bimarhane'de çalışmalarını sürdürmüştür. Yaptığı çalışmalar sonucunda zamanla adı bütün Anadolu'da duyulmuştur.  Öyle bir hekimdir ki Sabuncuoğlu, mesane taşı ameliyatından sonra kanama olursa ne yapılması gerektiğini ayrıntılı bir şekilde anlatmıştır.  Ünlü cerrah İstanbul’a giderek Cerrâhiyye-i İlhâniyye adlı eserini Fâtih Sult