Kayıtlar

constantinople etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Çağlar Boyunca İstanbul

Resim
İstanbul İstanbul Olalı Hangi İsimleri Aldı Şu güzel İstanbul çağlar boyunca 123 ulusa başkentlik yapmıştır. Bugün İstanbul'un kuruluşu ile ilgili yazılanların bir çoğu çökmüştür. Çünkü bu şehir Konstantinopolis olmadan önce de şehirdi. Nereden biliyorsun? Yeni kapı kazıları bunun en iyi örneğin Şehrimizi tarihini 2000 yıl geriye doğru götürdük. Yarımburgaz, Pendik, Fikirtepe paleotik çağdan günümüze kadar İstanbul'daki yerleşmi işaret ediyor. Yarımburgaz Mağarasını gecekonduların foseptikleri bitirdi, Fikirtepeyi tahrip ettik. Ruhuna fatiha! Yenikapı ve Pendik ise tesadüfler sebebiyle biz İstanbullara emanet edildi.  İstanbul'un Kurucusu Tartışmalı Şehrimizin ilk yazılı ismi Bizantion’dur bu adın kurucusu Megra kralı Bizans’tır. Aslında Bizans mı Vizans mı tartışmalıdır. İstanbulumuzun adı 196 yılında bir kere daha değişmiş Roma İmparatoru Septimus Severius oğlu Antonius Carcalla’dan ötürü imparatorun oğlu "Antoninia" adını almıştır. Daha sonra yan...

Mustafa Kemal İstanbul'dan nefret eder miydi?

Resim
İstanbul artık dünyanın gözdesi hatta 2013’te patlama yapacak lüks seyahat trendlerinden biri olarak görülüyor. Şimdi yeni trend, tarihi yolları yeniden yürümek. " Ne tarihi yolu Bolat" diyenlere Ole ’ tarafından çizilmiş header yani blog tema resmindeki ikinci kareye işaret ederim. Roma Yolu, hani şu Via Egnatia dediğimiz yol İstanbul'a kadar uzanır bilirsiniz. Neyse hemen konuya dalıyorum Stern dergisinin yazarı Stefanie Rosenkranz ailesiyle beraber sekiz senedir İstanbul’da yaşıyor ve GEO Dergisine İstanbul’u anlatıyor. Yazının başlığı “İstanbul: Deniz kenarında bir dünya şehri...” Şimdi sinirlenmeden bir yabancı tarafından yazılmış ve bana göre son derece tutarlı bir yazıyı okuyacaksınız. “Yıllar önce yönetmen Kutluğ Ataman, " Bu şehir insanlar tarafından yönetilmez, insanları bu şehir yönetir . Burası bir şantiyedir, bir canavardır fakat aynı zamanda muhteşem ve büyüleyicidir. Batılı şehirlerde insanlar, yalnızca fiziksel rahatlıklarını düşünür, kor...

Magnaura Üniversitesi Açıldı

Resim
Dünyanın en eski üniversitesi  nerede? Oxford diyenler yanılıyor!  Cambridge de değil!  “Ben biliyorum Bolat sen yumurtlamadan ben söyleyeyim, kesin İstanbul’dadır.”  Evet, haklısın İstanbul’da. Magnaura Nerede? İstanbul geçmişte de dünyanın kültür başkentiydi bugün de öyle olma yolunda.  “Bırak goygoyu da söyle Bolat, bu üniversitenin adı nedir?”  Konstantinopolis Üniversitesi diyelim. Başka Bir deyişle Magnaura Üniversitesi.  "Hade bea! Böyle bir üniversite mi var! Yeme bizi." “Tam olarak yeri nerededir Bolat?” Sultahmette, Kutlugün sokakta hani şu Four Season Otel’in arkasındaki sokak. Asia Minor Shop adlı dükkân var ya işte onun bahçesinden merdivenle iniyorsunuz.  Magnaura Saray kompleksinin bir bölümü dünyanın en eski üniversitesi nerede soruna verilen cevaba denk geliyor. “İyi de Bolat, hangi bölümleri vardı üniversitenin?  “Dur, sen söyleme ben tahmin edeyim.” Diyorsun.  Tamam, söyle bakalım çekirge.  ...

Canım İstanbul

Resim
Ben  İstanbul'u  kocaman bir çelik çekirdeğe benzetiyorum. İçinde çarklar var sürekli hareketli ve uğultulu.  Geçenlerde Yıldız Teknik Üniversitesi Şehir ve İnsan Kulübü İstanbul’un “ses siluetini” oluşturmak amacıyla bir çalışma yaptı ve sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Yapılan incelemede, ses seviyesinin en yüksek olduğu Maslak'ı Kadıköy-Moda, İstiklal Caddesi, Eminönü-Karaköy, Üsküdar, Beyazıt-Laleli bölgeleri izledi. En düşük ses yoğunluğunun uzun süre oturduğum Sarıyer'de olması beni şaşırtmadı. Susmuyor arkadaş şu koca şehir. Bu ruh hali insana da yansıyor. Hepimiz tabakhaneye yetişme pozisyonunda çalışıyoruz. Pilimiz bitene kadar! Bu kadar laf edip kızsak da şu şiiri  okuyucunca  bu şehri sevmemek elde mi! Canım İstanbul Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim; O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim. Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; ...

Gördüler Hanya'yı Konya'yı!

Resim
Çanakkale denizaltı savaşları Bugün 18 Mart 2013. Savaş, acı gözyaşı. Savaşı yüceltecek değilim ama yine de vatanını savunan askerlerimizin hatıraları için iki satır yazayım istedim. Sürç-i lisan edersek af ola! Çanakkale Deniz Zaferi'mizi kutluyorum. Bir daha böyle savaşlar yaşamamak dileğiyle. Şimdi bunu İstanbul’a nasıl bağlayacaksın Bolat Efendi? Çanakkale’yi karadan geçemeyen İngiliz, Fransız orduları şanslarını bir de denizden yani denizin altından deneyince İstanbul’a kadar ulaştılar.  Marmara denizine 13 Müttefik denizaltısı girmiş, İstanbul Boğazı yol geçen hanına dönmüştür. Bu nasıl olurdu, büyük savaşı kazanan Osmanlı Devleti, Marmara’daki kıytırık denizaltılara mı yenilecek!  Talat Paşa muadilini arar “ Aloo kanka wie geht?... wir den Krieg gewonnen aber hier….” Kısaca Talat Paşa denizaltı istemiştir Alman müttefikinden. U-21 ve Otto Hersing O sıralar bir Alman U-botu İskoçya sahillerinde  güneşlenmektedir.   Yüzbaşı Otto Hersi...

Estambul,11 Settembre 1683

Resim
11 Eylül 1683 Bu postun konusunu “11 Eylül 1683” adlı film belirledi. Şimdi bir çok insan bundan rahatsız olmuş ama ben olmadım. Sonuçta biraz gerzekçe de olsa film filmdir. Adı üstünde film daha ötesi yok. Ben böyle sembolik tarihleri sevmiyorum. Sırf “Fetih 1453” filmini de bu yüzden izlemedim. Bu tip hatırlatmaları irrite edici bulurum. Her zaman ötekinin düşünülmesinden yanayım. 11 Eylül 1683 benim iplemediğim bir filmdir. Yapana da niye yaptın demem. "Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz". Gomorra adlı filmi çeken Matteo Garrone  de İtalyan "11 Settembre 1683" adlı filmi yapan da İtalyan hatta Raimondo Tommaso D'Aronco da İtalyan. Marıncalı Mustafa, Merzifonlu Karamustafa Paşa Gelelim hikayeye: Marıncalı Mustafa Babası sipahi Oruç Bey’i savaşta yitirdiğinde henüz dört yaşında bir yetimdi. Sağ olsun Köprülü Mehmet Paşam himayesine alarak oğlu Fazıl Ahmet ile iyi bir eğitim almasını sağladı. Sonrasını biliyorsunuz Diyarbakır Valiliği, Donanma Komut...

Senin İstanbul’un Bir Yalan Yavrum

Resim
Bloğumda İstanbul’un sağını solunu, enini boyunu, içini dışını, iyisini kötüsünü anlatmaya çalışıyorum. Anlattığım şey benim İstanbul’um. Ama bu sefer Karikatürist Bahadır Baruter’in Atlas Dergisinde yer alan yazısından bir alıntıyı onların hoş görüsüne sığınarak sizlerle paylaşmak istiyorum.  İstanbulluluk Bakın Bahadır Baruter  İstanbul'u  nasıl görüyor:  “Düşmüş, şişmiş, çirkinleşmiş eski bir Yeşilçam aktrisine benziyor İstanbul. Parlak geçmişiyle avunan çoktan sönmüş bir yıldızı veya sefalete yuvarlanmakta olan şuursuz bir mirasyediyi de andırıyor. Üstelik hem aynı anda güngörmüş hem de görgüsüz olmayı becerebilen paspal bir kibri var. Köylülüğün,  ırzına defalarca geçmesine onursuzca boyun eğmiş olan bu hafif meşrep şehrin denizini elinden alsanız, geriye sakil bir yerleşim çöplüğünden başka bir şey kalmaz. Özüne sevgisi, saygısı eksik İstanbul’un. Hormonlu şatafatına, mütevazı küçük şehirlerin kendini bilirliğini yeğ tutarım…” Bir de böyle baka...

Evimiz Sığınağımız

Resim
Pera Bulvarı ya da Perabulvarı.com Evlerimiz bizim sığınağımız, yuvamız. Demir attığımız dingin koylar. Sevdiklerimizle paylaştığımız bu özel dünyada her şeyin en iyisini, en güzelini, en sağlıklısını istiyoruz… Zarafet, estetik, rahatlık, kalite, konfor ve fonksiyon evlerimizde aradığımız özellikler. Bugün size yuvanızı şenlendirecek bir adres vermek istiyorum. Tavsiye edeceğim sitenin adı “Pera Bulvarı.” Bu sitede çok güzel ürünler var. Özellikle kadınların çok beğeneceğini düşünüyorum.  Dekorasyon Siteleri Perabulvarı.com özellikle dekorasyon alanında uzmanlaşmış bir site. Tasarımı da çok dingin. Sitede estetik ve sanat değeri yüksek ürünler de satılıyor. Örneğin Burhan Doğançay’a ait “ Kırık Kalpler 2 ” adlı litoğrafik eser sanatçının imzasını taşıyor. Belki bilirsiniz litografi dediğimiz sanat, kalker taş üzerine, yağlı bir madde ile çizilmiş yazı ve resimleri baskı yapmak suretiyle çoğaltma yapmaktır.   Burhan Doğançay ve Müzesi Burada Burha...

Atina'da İstanbul'u yaşamak!

Resim
İstanbul Rumları Özlemaki tarafından çok önceden haberdar edildiğim bir İstanbul kitabını yeni bitirdim. Kitabın adı “İstanbul Rumları” Kitap kısaca İstanbul’daki Rum Cemaatinin yaşam serüvenini anlatıyor. Orada bir grubun hayatta kalma çabasını üzülerek okudum. Milletimize yakışmayacak 6-7 Eylül hadiseleri ister istemez yüzümü yine kızarttı. İnsan olduğumdan utandım. Demek ki nefret söylemi böyle bir utancı geride bırakıyor.  Ananeden o günlerde peynir tekerleklerinin Beyoğlundan nasıl yuvarlandığını, o güzelim kumaşların nasıl yağmalandığını uzun uzun dinledik. Her dinlediğimde yerin dibine giresim geldi. Kitap aslında bir konferansın metinlerinden oluşuyor. Hakikaten İstanbul Rum Cemaati ile ilgili çok detaylı ve farklı bilgiler var. Dönüp birlikte yaşadığımız bu toplumun bir kısmını anlamak için bize iyi bir fırsat vermişler. İstanbul Rum Cemaati ve Diyaspora Kitapta İstanbul diasporası diye bir bolüm var ki çok dikkatimi çekti. İstanbul’dan göç eden Rum cemaati...

Oo Istanbul good, Istanbul is good "Ayup Ayup"

Resim
İstanbul ve taciz olayları Washington Post’ta yayınlanan bir makale ortalığı ayağa kaldırdı. Bu makale o kadar tuhaftı ki Hindistan’daki kadın tecavüzlerinden başlayıp İstanbul’u tacizin tam merkezi konumuna oturtuyordu. Ertesi günlerde Doğan Akın abinin t24 Haber Portalı’ndan Hazal Özvarış, yazının sahibi Alyson Neel ile röportaj yapmıştı. Alyson Neel ABD, Louisiana’da ‘’siyasal iletişim’’ okuyor, Gazeteciler Yazarlar Vakfı’nın hoşgörü bursu ile  Türkiyeyi  İstanbul'u tanımaya davet edildiğinde hop otuyor hop kalkıyor, pek seviniyor. Her şey beleş! Neel, Today’s Zaman’da çalışmaya başlıyor.  Röportajdan bazı kısımları alarak durumu Özetleye çalışacağım.  “O kadar çok taciz hikâyem oldu ki! Daha buraya gelirken bile tacize uğradım. Ve böyle giyiniyorum… Üsküdar'da, Ümraniye'de, Beşiktaş'ta, Nişantaşı'nda, her yerde tacize uğradım…” “… Bana Türkçe öğretirken "maşallah”, “inşallah" dediklerinde bayılmıştım. Sırf "maşallah"...

Bir İstanbul Çiçeği, Kadıköy Çiğdemi

Resim
Hızlı yapılaşma, aşırı göç nedeniyle İstanbul florası yok olma tehlikesinde. Aslında İstanbulumuzun florası müthiş bir zenginlik ihtiva ediyor. Mesela İstanbul’da yetişen 39 tür bitki dünyanın başka bir yerinde yetişmiyor. Yani bu 39 bitki türü endemiktir.  Aydos çiğdemi, İstanbulensis Bunlardan biri olan Aydos Çiğdemi İstanbulensis çiğdemini yazmıştım. Hatta bu çiğdemi Sultanbeyli Belediyesi logo olarak kullanmaya başlamıştı. Yol kenarında gördüğünüz şu sarıçiğdem heykeli. Bu postta başka bir çiçeğe değinmek istiyorum. “Kadıköy Çiğdemi-Colchicum chalcedonicum” adını Kadıköy’den alan çiğdem. Her bahar laleler ile coşan İstanbul’u her nedense lale ile bütünleştiririz oysa flora açısından bakarsak lale İstanbul kökenli bir bitki değildir, lale Anadolu kökenli bir bitkidir bize has iki lale türü Amasya lalesi ve Manisa lalesidir. Amasya lalesi, kayıptır halen araştırılmaktadır. Çinilerde gördüğümüz Türklere has lale tulipe Turcica Beykoz yakınlarındaki Cumhuriyet köyü dışı...

Bir Fransızın berbat İstanbul hatırası!

Resim
Yabancı seyyahların İstanbul ziyareti Chateaubriand’ın Paris İstanbul Kudüs adlı seyahatnamesini okuduğumu yazmış Manisa Kırkağaç’a kadar Mösyö Chateaubriand efendi ile gelmiş hatta mis kokulu kavunu adeta onunla birlikte yemiştik. Bunu için “Chateaubriand Kırkağaç kavunu yerse!” Başlıklı postumuza bakabilirsiniz. Hatırlarsanız seyyah Chateaubriand  İstanbul’a doğru gidiyordu. Şimdi gelin, bu adam üşümesin şu kışta kıyamette onu çok sevdiğimiz Estambul’a getirelim. Biz İstanbullu seviyoruz ama Chateaubriand efendi İstanbul’u sevmiyor! Hemen kızmayın sadece bizi değil kendisine göre zavallı olan Rumları ve Yunanlıları da sevmediği aşikâr! Atina’da kendisine salçalı koyun eti, çam kozalağında mayalanmış kırmızı şarap ve tavuk eti ve tatlı niyetine de Hymettos dağı balı ikram eden Yunanlı’nın yemeğini yerken “ yemek yarı alaturka yarı alafranga, şarap çam kozalağında mayalanmış kırmızı içimi çok zor, oysa sonraları Anadolu Bergama yakınlarında yediğim bal bembeyaz ve ço...

Dilim dilim seni nasıl yerim!

Resim
Dülgerlik nedir? Dünya mimarlarının önünde şapka çıkardığı Koca Sinan yani Mimar Sinan, İbrahim Paşa Sarayı’nda dülgerlik eğitimi almış ve ustaların yanında yapı işlerinde çalışmıştı.  “Dülgerlik de nedir?” Dediğini duyar gibiyim.  Dülger kelimesinin kökeni, etimolojisi Dilimizde artık neredeyse unutulma tehlikesi arz eden ve günümüzde çoğunlukla da marangozlukla eş anlama geldiği yanlışı giderek yaygınlaşan “dülger” kelimesi Türkçe’ye Farsça’dan geçmiştir.TDK Türkçe Sözlüğünde kelimeyi “Yapıların kaba ağaç işlerini yapan kimse” olarak tanımlıyor.  Aslında buradaki kabalık hantallık anlamına gelmiyor ve oymacılık, nakkaşlık gibi ince işçilik isteyen işlerin dışındaki işlerin tümünü kapsadığına işaret ediyor. Betonarme yapıların yaygınlaşması ve geleneksel Türk evlerinin yok olmasıyla birlikte dülgerlik zanaatı da ortadan kaybolmaya yüz tutmuştur.  Ancak yapı denilince aklınıza sadece karada yapılan binalar gelmesin. Mesela deniz üstünde yüzen binala...

Tuhaf Unkapanı Hikâyesi

Resim
Geçenlerde İstanbul ve etimoloji ilgimi bilen bir çaylak biraz da takılmak amacıyla sordu. “Abi bu Unkapanı hikâyesi nedir, Unkapanı ne demek? Ne tuhaf semt isimleri var İstanbulun!” Yüzündeki hınzır ifadeden aynı zamanda benle maytap geçme durumu da sezdiğim için anlatmaya başladım. Unkapanı 19. Yüzyılda Haliç’e giren un yüklü gemilerden ilk 10 un çuvalı kapmak serbesti, işte o yüzden buraya Unkapanı denmiştir. Başka bir rivayete göre de 10 çuval yüzünden on kapanı olarak  söylenirken zamanla Unkapanı şekline dönüşmüştür. “Vay bee" dedi baygın baygın bakarak. "Şimdi öğrenmiş oldum." Ama tabi ki işin aslı öyle değil! Kopy pasta yapan öğrenci kardeşim sakın ev ödevi olarak yukarıda anlattığımı alma madara olursun, kulaklarımı  çınlatırsın . Kapan Arapça haliyle kabbân Prof. Dr. Halil İNALCIK’ hocamıza göre “Kapan denen Toptancı dükkânları halkın un, meyve, bal, yağ, balık, sebze, tuz, kömür, at ve köle gibi ihtiyaçlarını karşılarken, mezbahalar, tabakhaneler, yağh...