Kayıtlar

Oo Istanbul good, Istanbul is good "Ayup Ayup"

Resim
İstanbul ve taciz olayları Washington Post’ta yayınlanan bir makale ortalığı ayağa kaldırdı. Bu makale o kadar tuhaftı ki Hindistan’daki kadın tecavüzlerinden başlayıp İstanbul’u tacizin tam merkezi konumuna oturtuyordu. Ertesi günlerde Doğan Akın abinin t24 Haber Portalı’ndan Hazal Özvarış, yazının sahibi Alyson Neel ile röportaj yapmıştı. Alyson Neel ABD, Louisiana’da ‘’siyasal iletişim’’ okuyor, Gazeteciler Yazarlar Vakfı’nın hoşgörü bursu ile  Türkiyeyi  İstanbul'u tanımaya davet edildiğinde hop otuyor hop kalkıyor, pek seviniyor. Her şey beleş! Neel, Today’s Zaman’da çalışmaya başlıyor.  Röportajdan bazı kısımları alarak durumu Özetleye çalışacağım.  “O kadar çok taciz hikâyem oldu ki! Daha buraya gelirken bile tacize uğradım. Ve böyle giyiniyorum… Üsküdar'da, Ümraniye'de, Beşiktaş'ta, Nişantaşı'nda, her yerde tacize uğradım…” “… Bana Türkçe öğretirken "maşallah”, “inşallah" dediklerinde bayılmıştım. Sırf "maşallah"...

Bir İstanbul Çiçeği, Kadıköy Çiğdemi

Resim
Hızlı yapılaşma, aşırı göç nedeniyle İstanbul florası yok olma tehlikesinde. Aslında İstanbulumuzun florası müthiş bir zenginlik ihtiva ediyor. Mesela İstanbul’da yetişen 39 tür bitki dünyanın başka bir yerinde yetişmiyor. Yani bu 39 bitki türü endemiktir.  Aydos çiğdemi, İstanbulensis Bunlardan biri olan Aydos Çiğdemi İstanbulensis çiğdemini yazmıştım. Hatta bu çiğdemi Sultanbeyli Belediyesi logo olarak kullanmaya başlamıştı. Yol kenarında gördüğünüz şu sarıçiğdem heykeli. Bu postta başka bir çiçeğe değinmek istiyorum. “Kadıköy Çiğdemi-Colchicum chalcedonicum” adını Kadıköy’den alan çiğdem. Her bahar laleler ile coşan İstanbul’u her nedense lale ile bütünleştiririz oysa flora açısından bakarsak lale İstanbul kökenli bir bitki değildir, lale Anadolu kökenli bir bitkidir bize has iki lale türü Amasya lalesi ve Manisa lalesidir. Amasya lalesi, kayıptır halen araştırılmaktadır. Çinilerde gördüğümüz Türklere has lale tulipe Turcica Beykoz yakınlarındaki Cumhuriyet köyü dışı...

Bir Fransızın berbat İstanbul hatırası!

Resim
Yabancı seyyahların İstanbul ziyareti Chateaubriand’ın Paris İstanbul Kudüs adlı seyahatnamesini okuduğumu yazmış Manisa Kırkağaç’a kadar Mösyö Chateaubriand efendi ile gelmiş hatta mis kokulu kavunu adeta onunla birlikte yemiştik. Bunu için “Chateaubriand Kırkağaç kavunu yerse!” Başlıklı postumuza bakabilirsiniz. Hatırlarsanız seyyah Chateaubriand  İstanbul’a doğru gidiyordu. Şimdi gelin, bu adam üşümesin şu kışta kıyamette onu çok sevdiğimiz Estambul’a getirelim. Biz İstanbullu seviyoruz ama Chateaubriand efendi İstanbul’u sevmiyor! Hemen kızmayın sadece bizi değil kendisine göre zavallı olan Rumları ve Yunanlıları da sevmediği aşikâr! Atina’da kendisine salçalı koyun eti, çam kozalağında mayalanmış kırmızı şarap ve tavuk eti ve tatlı niyetine de Hymettos dağı balı ikram eden Yunanlı’nın yemeğini yerken “ yemek yarı alaturka yarı alafranga, şarap çam kozalağında mayalanmış kırmızı içimi çok zor, oysa sonraları Anadolu Bergama yakınlarında yediğim bal bembeyaz ve ço...

Balyoz Sporu!

Resim
Balyoz kelimesinin hikayesi, etimolojisi Ademoğlu, tekerlek denen nesneyi keşfetmeden çok önceleriydi. Yontma taş çağlarının taa başları… İnsan nesli yonttuğu taşı niçin yonttuğunu, bu taşların ne işe yarayacağını düşünüyordu. Atalarımız Antalya yakınlarındaki Karain mağarasında komün halde yaşarken. Bir gün kendilerinin otlağına giren bir başka insan soyu neandartelleri gördüler. Vay sen misin sınırımıza giren, toplu halde saldırdılar lakin, çok sağlam bünyeye ve pazu gücüne sahip olan neandarteller, atalarımız homosapiensleri tarumar edip saldırıyı püskürttüler. Ayıptır söylemesi atalarımız iyi de dayak yedi. Ağız burun çarşamba çanağına dönmüştü! İnsanoğlu nun kardeşi Neanderteller den yediği daya kla balyozu icat etti Allahtan bizimkilerin beyinleri biraz gelişmişti, yedikleri sopadan sonra yonttukları taşın ne işe yarayacağını anladılar. Organize olup, yontularak kare şekline getirilmiş taşları ellerine alıp neandartellere hucüm ettiler. Ve onları kendi otl...

İstanbul'da kar anonsları!

Resim
İstanbul'a kar geliyor İstanbul'a  kar geliyor ya, şimdi bir eyyamcılık başlayacak ki sormayın! Peki karın hiç mi olumsuzluğu yok? “Bence yok.  Var olan şey karın suçu değil insanın sebep olduğu kusurlardır. Sokak insanlarının sebebi soğuklar ya da kar değil bir türlü sosyal olamayan devlettir! Kafanıza ya da sırtınıza yediğiniz eşek şakası kartopunun sebebi kar değildir. Zıpır gençlik ya da kendiniz bilmez arkadaşınızdır.   Yolda kayıp arabanıza aracıyla çarpan insanın sebebi kar değil o aracın kabak lastikleridir, uyulmayan takip ve fren mesafesidir. Kar sonrasında çamurlu göletlerin sebebi kar değil, ne yaptığını bilmeyen belediyelerdir. Apartmanın önünde fışt diye kayıp düşen kadının sebebi kar değil o iç  mekan  taşlarını oraya döşeyen ne iş olursa yapacağını zanneden döşemeci zihniyettir…” Kaynak: Women Dergisi

Dilim dilim seni nasıl yerim!

Resim
Dülgerlik nedir? Dünya mimarlarının önünde şapka çıkardığı Koca Sinan yani Mimar Sinan, İbrahim Paşa Sarayı’nda dülgerlik eğitimi almış ve ustaların yanında yapı işlerinde çalışmıştı.  “Dülgerlik de nedir?” Dediğini duyar gibiyim.  Dülger kelimesinin kökeni, etimolojisi Dilimizde artık neredeyse unutulma tehlikesi arz eden ve günümüzde çoğunlukla da marangozlukla eş anlama geldiği yanlışı giderek yaygınlaşan “dülger” kelimesi Türkçe’ye Farsça’dan geçmiştir.TDK Türkçe Sözlüğünde kelimeyi “Yapıların kaba ağaç işlerini yapan kimse” olarak tanımlıyor.  Aslında buradaki kabalık hantallık anlamına gelmiyor ve oymacılık, nakkaşlık gibi ince işçilik isteyen işlerin dışındaki işlerin tümünü kapsadığına işaret ediyor. Betonarme yapıların yaygınlaşması ve geleneksel Türk evlerinin yok olmasıyla birlikte dülgerlik zanaatı da ortadan kaybolmaya yüz tutmuştur.  Ancak yapı denilince aklınıza sadece karada yapılan binalar gelmesin. Mesela deniz üstünde yüzen binala...

Tuhaf Unkapanı Hikâyesi

Resim
Geçenlerde İstanbul ve etimoloji ilgimi bilen bir çaylak biraz da takılmak amacıyla sordu. “Abi bu Unkapanı hikâyesi nedir, Unkapanı ne demek? Ne tuhaf semt isimleri var İstanbulun!” Yüzündeki hınzır ifadeden aynı zamanda benle maytap geçme durumu da sezdiğim için anlatmaya başladım. Unkapanı 19. Yüzyılda Haliç’e giren un yüklü gemilerden ilk 10 un çuvalı kapmak serbesti, işte o yüzden buraya Unkapanı denmiştir. Başka bir rivayete göre de 10 çuval yüzünden on kapanı olarak  söylenirken zamanla Unkapanı şekline dönüşmüştür. “Vay bee" dedi baygın baygın bakarak. "Şimdi öğrenmiş oldum." Ama tabi ki işin aslı öyle değil! Kopy pasta yapan öğrenci kardeşim sakın ev ödevi olarak yukarıda anlattığımı alma madara olursun, kulaklarımı  çınlatırsın . Kapan Arapça haliyle kabbân Prof. Dr. Halil İNALCIK’ hocamıza göre “Kapan denen Toptancı dükkânları halkın un, meyve, bal, yağ, balık, sebze, tuz, kömür, at ve köle gibi ihtiyaçlarını karşılarken, mezbahalar, tabakhaneler, yağh...

Kadınlara hürmet mi?

Resim
Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğüne bağlı olan Atatürk Kitaplığı Estambul Taksimdeki Sarnıçta bir sergi düzenledi, tavsiye ederim. Akıl edenlerin aklına sağlık, sergi 31 Aralıkta sona eriyor. Sergide Atatürk Kitaplığı arşivinden ''Tanin'', ''Teminat'', ''Sabah'', “ikdam ''Vazife'',  ''Tasvir-i Efkar''…vb gazeteler ile ''Karagöz'', ''Sebilurreşad'', ''Djem'', ''Eşek'' gibi dergilerden günü yansıtan haberler, resimler, karikatürler var. Bu sergiden benim çıkarımım şu oldu. Emin olun çok fazla bir gelişme kaydetmemişiz. Kadınları şiddet altında inim inleyen bir toplumun adam olması mümkün değildir. Bu beni kahreden bir durumdur. Nasıl bu kadar şuursuz olabiliyoruz ki!

Lahanacı, bamyacı ve Kikkuli

Resim
Biliyorum “yuuuuh bu ne Bolat, kim okuyacak bunu” dedin, haklısın kimsenin bu kadar vakti yok Ama okursan da güzel olacak be! Ne dersin, hadi okuyalım mı? Atın evcilleştirilmesi, insanlığın uygarlık alanında attığı en ileri adımlardan biridir. Fransız Buffen der ki “insanlığın en soylu fethi attır, işte o da Türklerin ataları tarafından evcilleştirilmiştir.”  Bakın,  Ana yurdumuzdan  Anadolu’muza tüm bu devletleri at üzerinde kurduk, açgözlü değiliz. Türklerin Tarihi isimli kitabında Jean Paul Roux şunu yazar “Türkler isteselerdi bütün dünyayı  feth e debilirlerdi. Ancak onlar atlarını besleyebilecek otlakların bulunmadığı ülkelere gitmediler.” demiştir. Anadolu’muzun ilk imparatorluğu Hititler de bölgelerindeki güçlü bir orduyu atlarla yaratmış hatta Kikkuli adlı Hititli yeryüzünün atlarla ilgili ilk kitabını M.Ö. XIV. yüzyılda yazmıştır. Sonra köprünün altından çok sular geçmiş, Hunlar, Avarlar tozu dumana katmışlar kardeş kavgalarıyla da hapı yutmuşlardı...

Kadıköylü bunu yapmaz!

Resim
Bam diye girmişsin başlığı ne oluyor böyle? Nedir yapmayacağımız şey! Kadıköy Balıkçılar Çarşısını bilirsiniz, her boy sarıkanat ve çinakop mevcut, insanın içi yanıyor! Ucuz diye, lezzetli diye yavru lüferleri çıtır çıtır yiyoruz. Ver yirmi kusur lira al 20 adet lüfer yavrusu. Adalet mi şimdi bu! Sevgili Defne koryürek “ balığımızın tasasına, İstanbul'un hatrına, Boğaziçi'nin aşkına... ” diyerek KadıköyBelediyesi ile bir kampanya başlatmışlar: "Kadıköylü yavru lüfer almaz satmaz" diyorlar. Lütfen kampanyayı destekleyelim biyolojik mirasımıza sahip çıkalım. Lütfen, bir Kadıköylü olarak çarşıdan pazardan lüfer yavrusu olan çinakop ve sarıkanat almayalım! Biz korudukça balık stoğumuzun bereketi artıyor. Bu sene siz şahidisiniz değil mi? Tebrikler, Fikir Sahibi Damaklar.